FOREKS FORUM TR (UCRETSIZ FOREKS BILGI PAYLASIM MERKEZI) Kazancın Adresi Forex Earnly
  ANA SAYFA     Ekonomik Takvim     Foreks Haberleri    Brokerlar    Yazarlar     Hakkımızda     VIP Giriş     Foreks TV     Mobil Versiyon
Go Back   FOREKS FORUM TR (UCRETSIZ FOREKS BILGI PAYLASIM MERKEZI) > Foreks'e Yeni Başlayanlar için
Foreks'e Yeni Başlayanlar için Yeni başlayanlar için platform kullanımları hakkında bilgiler ve önemli püf noktalar.
Cevapla
 
Seçenekler
  #11  
Alt 11 December 2013, 14:38
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
Kamderra Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sagolun tesekkurler,

Insanlar hazira konmayi seviyorlar, para kazanmayi kolay birsey saniyorlar. Komur madeninde yerin 700 metre altinda calisan bir isci bir ayda ne kazaniyorki, evinden hergun vedalasarak cikiyor bu insanlar.
Ama bu ise giren insanlar 2 tane tuyo ile sagdan soldan bulduklari bir kac indikator ile yattiklari yerden para kazanmayi hayal ediyorlar. Oyle bir sey olsaydi zaten herkes kullanirdi.
Benim yeni arkadaslara verebilecegim tek tavsiye asla tuyo pesinde kosmasinlar, asla yeni indikator bulmaya calismasinlar, herkesin gittigi yoldan gitsinler.
Gerisi hayaldir ve sonu da husrandir,

Hepimize bol kazanclar insallah.

bu konuda haklısınız hocam.

ayrıyetten, piyasanın psikolojisi kadar traderin da psikolojisi iyi olmalı. mesela; ben ne zaman sevdiğim bir insanla kavga etsem ya hesap patlatıyorum ya da çok güzel zarar ediyorum. barışınca da tekrar kazanmaya başlıyorum. demek ki içimizde öfke taşımak işlemlerimiz açısından sağlıklı olmuyormuş
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 11 December 2013, 16:06
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Kitle psikolojisinin fiyatlar üzerindeki etkisine tarihten bir örnek: Lale çılgınlığı

KİTLE PSİKOLOJİSİNİN FİYATLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE TARİHTEN BİR ÖRNEK: LALE ÇILGINLIĞI

XVI.yüzyılın sonunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Hollanda’ya götürülen lale, coğrafi keșiflerin etkisiyle zenginleșen Hollandalıların lüks evlerinin bahçelerini süslemeye bașlamıștı. Yeni bir çiçek olan laleye olan bu merak çok geçmeden ciddi bir talebi de olușturmuștu. Yetiștirilen lalelerin satılması, daha pahalı lale soğanlarının alınmasına neden oluyordu. Lalenin, reel olarak sadece bir bitki olmasına karșın, bir statü sembolü olarak algılanması sonucu, fakir Hollandalıların da ilgisi yeni talep ve dolayısıyla yeni yükselișlere neden olmaktaydı. Bu gelișme üzerine fiyatlar o kadar tırmanmıștı ki ticari anlașmalar lale üzerinden yapılmaya ve insanlar evlerini lale karșılığı ipotek etmeye bașlamıșlardı. Bu çılgın süreç devam ederken, bir virüsün mutasyona uğraması sonucu eșsiz șekil ve renkte lalelerin ortaya çıkması fiyatları daha da yükseltmekteydi. Çılgınlığın zirve noktasına çıktığı 1636 yılında bir lale soğanı ile on iki dönümlük bir arazi ya da Amsterdam’da lüks bir malikane almak mümkündü. Hatta bazı kaynaklarda varlıklı bir Fransa vatandașının, ülkesindeki bira fabrikasını bir Hollanda vatandașına, bir lale soğanı karșılığı sattığı da anlatılmaktadır. Ancak 1637 yılında beklenen mutasyonların meydana gelmemesi, lalelerin satılmak istenmesine neden oldu ve hemen hemen bütün yatırımcıların tüm malvarlığını lale soğanına yatırmıș olmasından dolayı, piyasada olușan likidite sıkıntısı fiyatların oldukça hızlı bir șekilde düșmesine neden oldu. Öyle ki fiyatlar sadece bir haftada yüzde 95 oranında düșmüștü. Her gün onlarca yatırımcı, bu çılgınlık sonucu tüm varlığını kaybettiğinden Amsterdam kanallarına atlayarak intihar etmeye bașlamıștı. Hollanda krallığı, bu noktada bu trajediye müdahale ederek lale ticaretini daha küçük ölçekli ve stabil hale getirdi.

Ünlü Fransız yazar, Alexandre Dumas’nın Siyah Lale isimli eserine de konu olan bu finansal balon, üzerinden yaklașık dört yüz yıl geçmiș olmasına karșın hala çok tartıșılan bir konudur. Lale çılgınlığı örneğinde olduğu gibi. Toplumsal histerinin etkisiyle olușan așırı talep sonucu, fiyatların mantık sınırlarını zorlayan noktalara gelmiș olması, psikolojinin finans piyasalarındaki önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Günümüzde ise teknolojinin ilerlemesi ve bilgi birikiminin artması nedeniyle finansal balonların çapı çok daha küçük olmaktadır. Ancak 2007 yılında meydana gelen ve etkileri hala devam eden subprime krizinin de emlak sektöründeki balondan kaynaklandığı unutulmamalıdır.

Not: Özellikle İstanbul'da taksi plaka fiyatları yıllara göre büyük artış gösteriyor. 2000'li yılların başında plaka fiyatları 200 bin TL seviyesindeyken, şu an 1 milyon 300 bin TL'ye yaklaşıyormuş.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 05 April 2014, 09:13
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Gizli strese dikkat!

Gizli strese dikkat!

Amerikalı ve İngiliz doktorlar uzun süre farkedilmeyen ve önlem alınmayan stresin son derece ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğinin altını çiziyor.

İşte gizli stresin vücudumuzdaki 5 belirtisi:

1- Aşırı yemek: İngiliz beslenme uzmanı Alan Hunter, "Stres vücudun her yerine baskı uygular. Eğer kişide yiyecekler konusunda zaten bir zaaf varsa bu, stres döneminde daha da artar" diyor. Stres altındaki kişi vücudunu dengelemeye çalışırken yemeğe yüklenir. Bu dönemde insan en çok aburcubura, sodalı içeceklere, kafeine, nikotine ve alkole başvuruyor. Çünkü bunlardan birini almak kişiye stresini 10 dakika unutturuyor.

2- Zedelenme ve çürükler: Eğer vücudunuzda nedenini nasılını hatırlamadığınız çürük ya da küçük kesikler varsa bunun nedeni de stres. Çünkü stres altındaki kişinin vücudu doğal ağrı kesici 'endorfin'i salgılyor. Bu da kesik ya da çarpmanın yol açacağı acıyı hissetmemizi önlüyor. Ayrıca baskı altında olduğumuz zaman yaraların iyileşme süresi yüzde 24 oranında uzuyor.

3- Saç dökülmesi: Stres saçı güçlendirip geliştiren vitanminlerin alınmasını engelliyor. Sonuç: Birçok kadında yüzde 30'a varan saç kaybı! Stresin damarları daraltması da saçları döküyor.

4-Ciltte dökülme ve kaşıntı: Egzema ve benzeri cilt hastalıkları stresle ağırlaşıyor. Ancak kişi rahatlayınca, örneğin tatile çıktığında iyileşiyor! Stres altındaki kişi bir neden yokken kaşınıyor. Ayrıca histamin adlı hormonun salgılanmasına yol açarak alerjik reaksiyonları başlatıyor.

5-Ciltte belirtiler: Stres kuru cildi daha da kurutur. Eğer cildin sivilceli bir yapısı varsa, sivilce sayısında patlama olur. Bunun nedeni stresin adrenalin seviyesini artırmasıdır. Adrenalin diğer hormonların düzenini bozar.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 16 April 2014, 11:31
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

forexte size iki ruh hali para kaybettirir:

1.Kazanma hırsı
2.Kaybetme korkusu

Kazanma hırsı size plansız, analizsiz ve stratejisiz işlem açtırır; kaybetme korkusu ise ya stoplossuz işlem yaptırır ya da stoplossunuzu devamlı kaydırtır ta ki kol, bacak, baş kestirene kadar...
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 25 April 2014, 14:29
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Lokum testi

Duygulara ve durtulere karsi koyabilme ve onlari geciktirebilme becerisini olcmek icin,
Stanford Universitesin"den psikolog Walter Mischchel, yuva cocuklarina lokum testi uyguladi.

Universite ogretim uyelerinin cocuklari olan bu grup, universiteye gidinceye kadar izlendi.
Sabirli ve sabirsiz cocuklar olarak iki gruba ayrilip degerlendirildi. 4 yasindaki yuva cocuklarina
bastan cikarici lokumlar sunuldu. Cocuklara, "15 dakika beklerseniz iki tane lokum alabilirsiniz;
ama hemen alirsaniz bir tane verecegiz." denildi.

Bir grup cocuk, ogretmen odadan cikar cikmaz lokumu aldi. Diger cocuklar ise gozlerini kapayip
oyun oynayarak 15 dakikayi gecirdiler. 15 dakika sonra odul olarak cift lokum aldilar.
Bu cocuklar ergenlik cagina geldiklerinde, ilk deneyde doyumu erteleyebilen cocuklarin dikkat cekici
bir bicimde duygusal ve sosyal farkliliklar gosterdikleri saptandi. Bastan cikmaya karsi koyan cocuklar,
sosyal acidan daha yeterliydiler. Hayattaki zorluklarla daha iyi mucadele ediyorlardi.
Stresli durumlarda donup kalma. cozulme ve cocuklasma gibi tepkiler vermiyorlardi.

Ozguveni daha yuksek, cevresine guven veren, inisiyatif kullanabilen gencler olmuslardi.
Anlik doyumu erteleme konusunda hala basariliydilar.
Lokumu hemen kapan cocuklar, grubun ucte birini olusturuyordu. Bu cocuklar psikolojik acidan
daha sorunlu gorunuyorlardi. Kararsiz,doyumsuz,inatci,kiskanc,sinirli, stres karsisinda;
guvenlerini kaybeden, kendilerini kotu goren, donuklasan, cocuklasan ayrica insanlara zor guvenen ve
hak ettikleri karsiligi alamadiklarindan sikayet eden gencler olmuslardi.

Dort yasindayken sabirla bekleyen cocuklar, fikirlerini ileri yaslarda daha iyi ifade edebiliyorlardi.
Mantikli davraniyorlardi. Dikkatlerini topluyor, konsantre oluyor, plan yapabiliyorlardi.
Zeka testlerinde zeka puanlari yuzde 20 daha fazla cikiyordu.

Hedef ugruna durtuleri erteleme bir ozdenetim becerisidir. Bu beceri, temel bir psikolojik beceridir
ve hayat basarisi icin cok onemlidir.

Kucuk yastan itibaren beynimizde bu beceriyi kimyasal harflerle yazmak gerekir.
Yeme durtusune hakim olmayi basaran kimse, hayati uzerinde oz denetim kurmada da
basarli olma sansi yakalar.

-Daniel Goleman in Duygusal Zeka kitabindan alintidir-
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 27 April 2014, 17:56
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

-Aslında kaşık yok. (The Matrix)




.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 30 April 2014, 20:15
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Algı

Algı, nesne ve olaylara karşı organizmanın yaptığı, anlamlı, sistemli ve toptan bir tepkidir. Algılar, duyumların sonucu olarak ortaya çıkarlar : Algılar, ferdin eski yaşantılarına yada bilgilerine göre şekil alırlar. Bu sebeple, algı, bir kişilik tepkisidir. En önemli belirtisi de duyumların, belli bir nesne ve şekli ait olduğuna dair bir bilinç halinin kişide ortaya çıkmasıdır. Bunu için, kişide, bir şeyin algısı oluştuğu zaman, o şeyi tanıyor, biliyor demektir. Duyu organları yoluyla alınan duyumların neye ait olduğu fert tarafından bilindiği yada tanındığı anda, duyumların bir yorumlanması söz konusudur. Bu sırada alınan duyumlar bir örgütlenmeye ve sonuç olarak ta bir olguya dönüşür. Kulağımıza gelen bir sesin Ali’nin sesi olduğunu bildiğimiz zaman Ali’nin sesinin algısına sahibiz demektir. Bu durumda işitme duyumu yerine “işitme algısı” ndan söz edilir.
Algılar, kişinin hayata uyumu için son derece önemlidir. Bir kişi, bir nesne yada olaya ait ne kadar çok duyuma sahip olursa, o nesne yada olayı o kadar kolay ve sağlam algılar. Mesela, limonun şeklinin görme organı olan gözle görülmesi, yumuşaklığının elle anlaşılması, tadının tatma organı olan dille belirlenmesi, kokusunun koklama organı olan burun ile anlaşılması hep birer duyumdur. Bu duyumlar zihinde birleşerek örgütlenme sonucu kişide “limon” algısı meydana getirirler, artık “ limon” dendiği zaman, biz, onun çeşitli duyu organı aracılığıyla aldığımız çeşitli özelliklerini hatırlayabiliriz. Gözümüzle uzaktan da görsek onu tanıyabiliriz. İşte böyle durumlarda “tam algı” dan söz edilebilir.

Algı ve Kavramlar : Bir cinse ait olan çok çeşitli algıların ortak yönlerinin soyutlama ve genelleme yollarıyla bir araya getirilmesiyle de “kavram” oluşur. Değişik tipteki limonların değişik algıları vardır. Bunların öğe ve özelliklerinin soyutlanması ve genellenmesi sonucunda zihinde bir “limon” fikrine ulaşılır ki, işte bu “limon” kavramıdır. Biz, kavramlar vasıtasıyla düşünürüz. Kelimeler, kavramanın birer sembolüdür. Dilde, özel isimler dışında, konuşulan hemen her kelimenin bir kavaramı vardır. Bir kavramı, kelimelerle ifade etmeye çalıştığımız zamanda da “tanım” yapmış oluruz.
Algının Özellikleri : Algıyı, ferdin çevresine yaptığı anlamlı, sistemli ve toptan bir tepki olarak tanımlamıştık. Bunun bu şekilde olması, rasgele değil, belirli ilkeler çerçevesinde olmaktadır. bunlara “algının özellikleri” denir. Algının özelliklerini 4 grupta inceleyebiliriz.

1. Seçicilik : Fert, kendisine gelen uyarıcıların hepsini seçmeye muktedir değildir. Algılamanın olabilmesi için kendisine gelen uyarıcılardan bir kısmını seçer, bir kısmını seçmez. Seçilecek algıları etkileyen başlıca iki faktör vardır :
1-ferdin ilgi ve dikkati
2-uyarıcının özelliği
Birincisine göre fert ilgi duyduğu yahut kendisi için önemli olan nesne ve olaylara yönelir. Bunları seçer. İlgi duymadıklarına yahut kendisi için önemli olmayanlara da duyarsız kalır. Bu gibilerin algıları, onda belirli belirsiz bir biçimde oluşur. Herkesin, yeni bir ortama girdiği zaman, mesleği ile ilgili araç ve gereçlere olaylara dikkat etmesi bundandır. Bir büyük mağazaya giren ayakkabıcı ayakkabılara, bir oyuncakçı da oyuncaklara dikkat eder. Böylece dikkat en önemli bir seçicidir.
Ayrıca ferdin ihtiyaçları beklentileri ve öğrenme durumu da algılamayı etkiler. Kişi aç iken, yiyecek maddelerine ; susuz iken içecek maddelerine karşı daha duyarlıdır. Bunlarla ilgili bir söz yada hareketi diğerlerine kıyasla, daha çabuk algılarlar. Daha önce belli bir alanda bir eğitim görmüş olan bir kimse, yeni öğrendiği herşeyi eskileri ile karşılaştırır. Yeni bilgiler eskilerinin etkisi altında öğrenir.

2. Değişmezlik : Zihnimiz bir nesne yada şekli değişik durumlarda da olsa hep aynı biçimde algılar. Biyoloji derslerinde öğrendiğimiz üzere, bir cisimden yansıyan ışık ışınları göz bebeğinden geçtikten sonra, onun imgesi, ters olarak, gözün ağ tabakasına düşer. Buna rağmen biz cismi dışarıda ki gibi doğru olarak algılarız. Yine, bunun gibi, uzaklarda ki bir cismin imgesi gözümüzün ağ tabakasına çok küçük olarak geldiği halde biz onu aşağı yukarı aynı boyutlarında algılarız. Yakın mesafelerde ise o cismin enini boyunu yaklaşık olarak tahmin bile edebiliriz. Yine bir cisim fotoğrafta olduğu gibi değişik görünüşlerde iki boyutlu olarak gözümüze ulaştığı halde, biz onu üç boyutlu görürüz. Bütün bunlar, görülen bir cismin, zihin tarafından yeniden örgütlendiğinin ve yeniden yorumlandığının bir belirtisidir. Böyle bir özelliği olmasa, her şey her durumda bize hep yeni gibi gelir ve bu durumda da çevremize uyumumuz zorlaşır.

3. örgütlenme ve Gruplanma: Bir nesne yada şekil algılanırken, anlamlı hale getirme sonucu, zihin ayrıntılar üzerinde durmaz. Kişini tepkisi bütüne aittir ve toptandır. Bir metin okunurken tek tek kelime ve harfler üzerinde durulmaz. Önemli olan o metnin anlamıdır. Bunu yaparken zihin belirli ip uçlarından yararlanır. Yine melodi dinlerken o melodiyi teşkil eden notalar hiç dikkate alınmaz. Melodi toptan algılanır. Bunu yaparken zihin, gördüğü, işittiği vb şeylerden bir takım anlamlı bütünler oluşturur. Bunlar şekil – zemin algısı, gruplama ve tamamlama gibi durumlardır. Şekil – zemin algısında nesne kimi zaman şekil, kimi zamanda zemin esas alınarak algılanır. Bu durum zihni bir örgütlenmenin sonucudur.

4. Derinlik: Gözün ağ tabakası, fiziki olarak gördüğümüz nesneleri sağ, sol, yukarı-aşağı gibi iki boyut üzerine görme kabiliyetine sahiptir. Fakat, buna rağmen biz üç boyutlu olarak algılarız. Bunu sebebi zihnimizin görme ile ilgili bir takım ip uçlarından yararlanmasıdır. Bunların başlıcalar ı gölgelerin varlığı, görülen nesne ile göz arasında başka nesnelerin varlığı, ışık etkisiyle nesnelerin açık ve sisli olarak görülmeleri, değişik yüksekliklerin olması ve nihayet, iki gözün birlikte çalışmasının verdiği sonuçtur.

Işığın geliş yönüne bağlı olarak, gölgeler birer derinlik algısı yaratırlar. Havanın açık ve sisli olmasına göre, nesneler, yakın ve uzak görünürler : Puslu havalarda cisimler, uzak ; açık havalarda da yakın görünürler. Bir fotoğrafta, ön sıradan sonra, ikinci sırada başka resimler olursa , üçüncü sıradakiler daha uzak görünürler. Yüksek olan nesneler kendilerinden alçak olanlara göre daha uzakta imiş gibi görünürler. Doğrusal perspektifte büyüklükleri bilinen nesneler uzakta iken birbirlerine daha yakın gibi görünürler : Demir yolu üzerinde bulunan raylar, uzakta birbirine kavuşuyor gibi görünürler. İki gözün birlikte çalıştığı durumlarda da gözler, nesnelere iki göz arası kadar farklı açılara da bakarlar. Açılarda ki bu farklılık ağ tabakada uymazlık olayını yaratır. Bu olayın derinlik algısını oluşmasının da bir rolü olduğu tespit edilmiştir.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 30 April 2014, 20:19
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

ALGI YANILMALARI

Algının yukarıda ki özellikleri, zaman zaman, algı yanılmaları adı verilen olaylara da sebep olmaktadır. Ayrıca algı alışkanlıkların inançların ve hissi eğilimlerimizin etkilerine karşı çok duyarlıdır. Bu sebeple tek yönlü olan tam algı niteliği taşımayan algılarımızda yanılmalar olmaktadır. nesne ve şekilleri teker teker değil, bir bütün olarak algılamamızın sonucudur. Bu sonuç bazı durumlarda yanılmalara sebep olmaktadır. çünkü, ayrıntı, bütünün içinde kaybolmaktadır.
Diğer duyu organlarımızla ilgili yanılmalarda da aynı durum söz konusudur. Bunlarla ilgili olarak ta şu örnekleri verebiliriz.

- Bitişik odada, bir kimse bulunduğu duygusuna kapılırsak, oradan gelen sesleri insan sesi olarak algılarız
- Siste yada alacakaranlıkta meydana gelen olayları o sırada bize hakim olan peşin hükümlerin etkisi altında değerlendiririz.
- Heyecanlı bulunduğumuz bir sırada gördüğümüz ve işittiğimiz şeyler, normal haldeki bulunduğumuz zamankinden daha farklı algılanır.
- Hurafelere inanan bir kimse, gece yolda giderken gördüğü beyaz elbiseli birisini hayalet olarak algılar.
- Rüyalar da algının esnekliğini arttırır. Rüya sırasında iç organlarımızda meydan gelen bir rahatsızlık, insana bir hayvanla dövüşme rüyası gördürür. Ayrıca bilinç altı faktörlerde rüyalarımızı etkiler.

Yukarıda sayılan yanılma çeşitlerinde eski alışkanlıkların inançların ve duygu niteliğinde olan eğilimlerin rolü açık olarak görülmektedir. Buradan şu sonuca varabiliriz. Duyumlarımız hiçbir zaman tek başına kalmazlar. Algı haline gelirken kendisi ile ilgili olan büyük bir sistemin içine girerler ve sonunda da bu sisteme göre değerlendirilerek anlamlı bir hale gelirler. Mesela illüzyonistler yarattıkları maddi ve manevi ortamın etkisiyle ayrıntıların algılanmasını bozarlar ve durumun yarattığı mantık ve alışkanlıklar çerçevesinde, belirli bir şekli bize telkin etmeye çalışırlar.

ALGIDA BELLEĞİN ROLÜ

Bir şeyi öğrenmemiz algılama ile mümkün olduğu gibi, eski öğrenmelerimizde algılarımızın oluşmasını etkiler. Uzayı algılarken, uzaydaki bir nesneyi, baş aşağı olarak değil de doğru olarak algılamamız bundandır.bu bizim ilk öğrenmelerimizin bir sonucudur algının yukarıdaki özellikleri doğuştun mıdır, yoksa sonradan mı kazanılmıştır? Bu soru psikologları uzun süre meşgul etmiştir. Son araştırmalar, bunların bir kısmının doğuştan, bir kısmının da sonradan kazanıldığını göstermiştir.
Belleğimizin de nesnelerin algılanmasındaki rolü büyüktür. Denilebilir ki, biz, şimdiki zamanda olanları, geçmiş zamanın önemli deneyimlerinden yararlanarak algılarız. İnsan, görmekte olduğu şey ile ne görmesi gerektiğini düşünür. Böylece kendisine karşılaştırma yapabileceği bir başka şey arar. Bu da çok kez imgeledikleri ya da daha çok olmak üzere geçmişteki deneyimleridir. Bunun için, öğretimde öğretilen her şey daha önce öğretilen eski şeylere bağlanmaya çalışılır.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 30 April 2014, 20:23
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Renk ve algı psikolojisi

Renk ve rengin özellikleri

Işığın cisimlere çarptıktan sonra yansıyarak gözümüzde bıraktığı etkiye renk denir. Renk kavramı içinde birbirinden farklı dalga boylarına sahip, kendi fiziksel sınırları içinde farklı tonlara, doygunluklara ve değerlere ulaşabilen ışın gruplarını tanımlamak gerekir. Bir rengin yansıttığı ışık miktarına göre bir “değeri”, aynı renk ailesinin değer ve doygunluk açısından ayrılan ancak yakın ilişkileri görülen derecelenmeye bağlı “tonu”, görsel şiddetine ve saflığına göre de bir “doygunluğu” söz konusudur. İnsanlarda renk duygusunun oluşması için bir cisimden yansıyan ışığın yanısıra, gelen ışık karşısında normal çalışan bir göz ve beyinde kusursuz bir görme merkezi gerekir. Bu bağlamda renk şu üç sistemde incelenir:



a) Psikolojik sistemde renk: Beynimizde uyanan bir duyumdur.

b) Fizyolojik sistemde renk: Çeşitli ışık cinslerinin göz retinası üstündeki sinirler vasıtasıyla oluşturduğufizyolojik olaylardır. Sinir sistemlerimizde renk mevcuttur.

c) Fiziksel sistemde renk: Işığın hangi dalga uzunluklarını hangi oranda bulundurduğuna dair, ölçülerle rakamlarla ifade edilebilen değerleridir. Göz bu dalga titreşimlerini renk sinirleri vasıtasıyla beyne gönderir ve renk görülür (Çağlarca, 1993).

Kısaca, ışığın göze gelmesi fiziksel, bu ışınlar karşısında gözde meydana gelen işlemler fizyolojik, ışınların gözde algılanması olayı psikolojik olaydır.

Çevreyle olan duyusal etkileşimimizin ağırlıklı kısmı, ışık ve renk uyaranlarının oluşturduğu görsel algılamalarımıza dayanmaktadır. Işık frekansının belli bir orandaki yoğunlaşması sonucunda ortaya çıkan renkler, içerdikleri düşük ya da yüksek titreşimli enerjileriyle insan psikolojisi ve davranışları üzerinde etkili olmaktadırlar.

Renklerin psikolojik etkileri, insanın zihinsel aktivitelerini, fiziksel performansını, psiko sosyal durumunu etkilemekte, insan-donanım-çevre sistemi içinde önemli bir rol üstlenmektedir.



Rengin psikolojik etkileri

Psikolojik etkilerine göre renkler sıcak ve soğuk olarak sınıflandırılır.Sıcak renkler, dalga boyu yüksek olan sarı, kırmızı ve turuncudan oluşur. Bunun yanı sıra dalga boyu daha düşük olan soğuk renkler ise mavi, mor ve yeşildir. Sıcak renkler daha çabuk algılanabildikleri ve görsel düzen içinde görünebilir olduğu için bize yakın olma hissi uyandırır. Soğuk renklerin ise geriye çekilme etkisi vardır, uzaklık hissi doğurur (Uçar, 2004)



Sıcak renkler, izleyeni uyarır ve neşelendirir. Fiziksel gücü, enerjiyi, dinamizmi arttırır, metabolizmayı hızlandırır; fazlası ise heyecan, yorgunluk, şiddet, saldırganlık ve konsantrasyon güçlüğü yaratabilir. Örneğin, Amerikan otomobil kuruluşu, kırmızı renkli otomobil kullananların diğer renklerde araç kullananlara göre daha mfazla kaza yaptıklarını belirlemiştir (Becer,1999). Ayrıca, trafik işaretlerinde örnek teşkil ettiği gibi, tehlike ve yasakların belirtilmesinde kırmızının, dikkat, uyarı amaçlı olarak sarı rengin kullanıldığı görülür. Turuncunun dışa dönüklük, girişimcilik, sosyallik sağladığı, sarının şeffaflık, hafiflik, serbestlik duygusu uyandırdığı da ortaya konmaktadır. Sıcak renkli cisim ve mekanların daha yakında ve büyük göründükleri bilinir.

Örneğin büyük mekanların küçük görünmesi istendiğinde sıcak renkler kullanılması uygun olduğu gibi, küçük mekanların da soğuk renklerle boyanarak daha büyük algılanması sağlanabilir. Soğuk renkler ise yatıştırıcı ve dinlendiricidir; güven, huzur, üretkenlik, sorumluluk, düzen, ferahlık, barış, özgürlük gibi duyguları çağrıştırır. Düzeni ve rahatlık duygusunu çağrıştırması nedeniyle resmi giysiler ve üniformalarda mavinin tercih edilmesi, hastane odalarında, ameliyat giysilerinde parlamayı önlemesinin yanında, negatif enerjiyi alması, güven ve huzur telkin etmesi nedeniyle yeşilin kullanılması birer örnektir. Soğuk renkler aşırı dozda kullanıldıklarında ise kasvetli, hatta moral bozucu, bir etki yaratabilirler; tembellik, ağırkanlılık, hayalperestlik, duygusallık uyandırabilirler.

Işığın tamamen yutulduğu ya da yansıtıldığı birer renksizlik durumu olan siyah ve beyazın ise meydana mgetirdiği bazı psikolojik çağrışımlar söz konusudur. Siyah, güç, tutku, otorite, ciddiyet, resmiyeti temsil ederken; beyazın temizlik, saflık, istikrar, teslimiyet gibi çağrışımları söz konusudur. Gelinlik ve hemşire giysilerinin beyaz olması bu masumiyet, arılık ve hijyen duygusuna dayanır. Rengin, objelerin algılanan ağırlığı, mekanlarda geçirilen sürenin uzun ya da kısa hissedilmesi üzerinde de etkili olduğu saptanmıştır. Ağırlık etkisinin kırmızı, mavi, turuncu, yeşil, sarı gibi bir sıralamayla azaldığı belirtilmiştir.

Ayrıca yapılan tahminler, sıcak renklerin hakim olduğu mekanlarda geçen zamanın gerçek sürenin üstünde olduğu, soğuk renklerle renklendirilmiş mekanda geçirilen sürenin ise gerçek sürenin altında kaldığı yönündedir. (Aydınlı, 1989). Yapılan deneylerde, renklerin bireyin koku ve tat alma duyuları üzerinde de etkili olduğu saptanmıştır. Örneğin sarı ve yeşilin ekşi, turuncu, sarı ve kırmızının tatlı, mavi ve yeşilin acı, soluk yeşil ve açık mavinin tuzlu tatları çağrıştırdığı, yeşilin çam kokusunu, eflatunun parfüm kokusunu çağrıştırdığı saptanmıştır (Teker, 2003).

Renklerin insanda yarattığı psikolojik etkilerin iyi bilinmesi durumunda, etkisi güçlendirilmiş mekanların elde edilebilmesi kolaylaşacaktır. Renklerin, mimaride kullanımında, bilinen özelliklerin özenli bir denge içinde değerlendirilmesi gerekir. Bir renk, eşyayı olduğundan daha büyük gösterirken, duvarlarda kullanıldığında odayı olduğundan daha küçük gösterebiliyor.

Renklerin insanın duygusal yaşamını etkileme özelliği de, mimaride sürekli kullanılır. Çünkü renkler, insanların duyu organlarındaki algılamayı etkiler. Örneğin bir eşya herhangi bir renkle sert görünürken, diğer bir renkle yumuşak görünebilmektedir. Yine bazı renkler insanların seslere duyarlılığını arttırmakta, bazıları da azaltmaktadır. Bir başka araştırmada, bir içecek, rengi yüzünden daha tatlı algılanabilmektedir. Sonuç olarak renkler insan duyularını belli ölçülerde yanıltabilmekte ya da yönlendirebilmektedir.

Renkler, objelerin büyüklüğünün farklı algılanmasına neden olurlar. Bir eşya, soğuk renklerle daha küçük, sıcak renklerle daha büyük görünür. Yine soğuk renkli eşyalar daha uzakta, sıcak renkli eşyalar daha yakında hissedilir. Evin içindeki odanın duvarları, sıcak renklerin koyu tonlarından biriyle boyandığında, duvarlar daha yakın görünecek, bu yüzden de oda olduğundan daha küçük algılanacaktır. Eğer tavan koyu bir sıcak renge boyanırsa basık görünecektir. Oysa bu evin dışı sıcak renklerden biriyle boyansa, ev olduğundan büyük gibi hissedilecektir.

Mimaride, sıcak ve soğuk renklerin bu özellikleri, bir binayı ya da odayı olduğundan büyük ya da küçük göstermek için sıklıkla kullanılır. Örneğin bir koridorun kısa kenarı soğuk, uzun kenarı sıcak renge boyanarak, koridor geniş, gereksiz uzunluğu da kısa gösterilebilir. Yine mimaride, zamanın yavaş geçmesinin istendiği yerlerde sıcak renkler önerilir. Zamanın olduğundan hızlı geçmesinin istendiği yerlerde ise soğuk renkler tercih edilir. Örneğin, binaların misafir odaları soğuk renklerle boyalı olduğunda, insanlar rahatsız olmadan uzun süre bekleyebilirler. Doğal ışığın az olduğu mekanlarda sıcak renkler kullanılır. Sıcak renkler ortamı daha ışıklı gösterir. Doğal ışığın fazla olduğu mekanlarda ise soğuk renkler ışık düzeyini dengeler. Mekanın ısısını olduğundan yüksek göstermek için yine sıcak renkler kullanılır. Çok sıcak ortamlarda ise soğuk renklerle görsel ısı dengesi sağlanır.

Ana renklerin dışında olan siyah, beyaz, gri ve kahverengi, genellikle yapı malzemelerinin doğal renkleri olmakla mekan kurgusu açısından özel önem taşımaktadır. O yüzden bu başlık altında bazı özelliklerine değinmekte yarar vardır.

SİYAH : Bu rengin, ışığı emici bir özelliği vardır. Bundan ötürü mekanı küçük göstermenin en etkili yoludur. Siyah, çok yoğun ve ağır enerjiler taşır. Kullanıldığı yerlerde dikkatli olmak gerekir.

BEYAZ : Siyahın zıddıdır. Yani ışığı yansıtır ve mekanı alabildiğince geniş gösterir. Ayrıca her türlü renkle uyuştuğundan kullanım alanı geniştir. Fakat çok yoğun kullanıldığında donuk ve soğuk bir atmosfer yaratacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

GRİ : Siyahla beyaz arasındaki dengeyi gösterir. Genel olarak sıkıcı ve yoğun enerji yayar. Çoğunlukla fon rengi olarak kullanılır. Grinin açık tonları parlak renklerle kontrast oluşturur, yumuşak renklerle uyum sağlar.

KAHVERENGİ : Bağlılığı ve toprağı sembolize eder. Yoğun bir enerji taşıdığından ölçülü kullanılmalıdır. İnsana kendine güven ve emniyet hissi verir. Tamamlayıcı renk olarak açık turuncu yeşil ve turkuaz kullanılabilir.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 30 April 2014, 20:25
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderatör
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.548
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

RENKLERLE ETKİLEŞİM

Bazı renkler, beynimizin sahip olduğu yüksek frekansları daha rahat etkiler. Çünkü onlar daha yüksek dalga frekansına sahiptir. Bazı renkler ise düşük frekanslıdır ve düşük enerji değerlerinde faaliyet gösteren vücut bölgelerimizle etkileşim içinde bulunurlar.

İnsan bedeni, bir çok enerji alanına bölünmüştür. Bedenimizi çepeçevre saran bu enerji alanları, vücudumuz ve onun hayati fonksiyonlarıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Vücudumuzu bulut gibi saran bu enerji alanı, ışık, renk, elektrik, ısı, ses, manyetik ve elektromanyetik etkiler ile sürekli bir etkileşim içinde bulunur. Bunları bilimsel olarak ölçmek mümkündür." diyor Ted ANDREWS[i] ve devam ediyor :

“Renk bir ışık frekansının belli oranlarda yoğunlaşması sonucunda ortaya çıkar. Bu özellikleri ile, uyarıcı oldukları kadar çökkünlük yaratıcı, yapıcı oldukları kadar yıkıcı, itici ya da çekici olabilirler. Buradan yola çıkarak her rengin bazı tedavi edici ve dengeleyici unsurlar taşıyabileceğini söyleyebiliriz."

Bu bilgileri, bedenimizin içinde yaşadığı mekanlara yansıtırsak, mekan kurgusunun içerdiği amacın da renklerle desteklenebileceği, bu etkinin doğru renklerle güçlendirilebileceği, yanlış renklerle zayıflatılacağı sonucuna da varabiliriz. Biraz daha düşündüğümüzde, çevremizdeki renkleri seçmenin, "ben böyle istedim" demekten başka bir açıklama getiremeyen mimarın ya da dekoratörün seçimine terk edilecek kadar basit bir iş olmadığını anlarız.

AURA

İnsan vücudunu çepeçevre saran ve onun içine işleyen spektrum alanına yani elektromanyetik bölgeye AURA denir. Yunanca “esinti” ya da “meltem” anlamına gelir. Auranın temel görevi, atmosferdeki beyaz ışığı emerek temel renklere ayırmak ve enerjilerinden yararlanmak üzere ilgili güç merkezlerine yani çakralara iletmektir. Sağlıklı bir insanın aurasındaki renkler canlı temiz ve pürüzsüzdür. Yorgunluk ve fiziksel sağlık sorunları, auranın canlılığını doğrudan etkiler. Olumsuzluktan etkilenen bölgelerde benekler, enerji okları ve gereksiz parçacıklar oluşur. Giderek enerji kaybına yol açan çatlaklar ortaya çıkar.

Aura; üç katmandan meydana gelir. Vücudun içine işlemiş olan ilk katmana “eterik alan” denir. Bu katman; güneşten, gezegenlerden, atmosferden ve çevremizden gelen hayati enerjileri bedenimize ileten bir araçtır. Yaklaşık 10 cm kalınlığındadır. Çevresine çoğunlukla mavi ve gümüşi bir parlaklık saçar. Diğer katmanlara göre daha yoğun titreşimlere sahiptir ve daha katıdır. Omuz ve baş çevresi, en çok yoğunlaştığı bölgelerdir.

İkinci bölge “psikolojik alan” olarak adlandırılır. Genişliği yaklaşık 1 m dir. Fakat bu kalınlık bireyin duygusal durumuna göre değişim gösterir. İlk bölgeye göre yoğunluğu daha düşüktür. Dördüncü boyutla ilişkilidir. Uzay ve zaman kavramları bu bölgede nötralize olur. Yani boyutsuz hale gelir.

Üçüncü bölge “zihinsel ya da ruhsal alan” dır. 2.5 m genişliğindedir. Karakter yapısına göre bu genişlik artabilir. Sürekli hareket halindedir. Beşinci boyut ile bağlantılıdır. Diğer canlılarla ve varlıklarla, bu alan vasıtası ile ilişki kurarız.

Dördüncü farklı bölge, ilk üç katman arasında uyum bölgesi olarak yer alan “çift eterik alan”dır. Görevi; ana katmanlara enerji taşıyarak onları desteklemektir. Bu ara katmanlar oksijeni toplayıp, karbondioksiti tahliye ederek, hücre duvarını oluşturan gözenekli zarlara benzer görev üstlenirler.. Bir başka yaklaşımla, işlev bakımından atmosferi dengede tutan ve hayati fonksiyonları destekleyen, mor ışınları süzen ozon tabakasına benzetilebilir.

Daha önce ancak bu konuda özel yeteneği olan kişilerce algılanabilen aura ilk kez, Londra’daki St. Thomas hastanesinde Dr. Walter J. KILNER tarafından geliştirilen mor ötesi spektrumun görünmez enerjisine duyarlı bir ekran sayesinde görünür hale gelebilmiştir. Semyon ve Valentine KIRLIAN tarafından bulunan, auradaki renk ayrımlarını algılamayan, sadece doğal enerji alanlarını görüntüleyen Kirlian fotoğrafçılığı ile aura görüntülenmesini karıştırmamak gerekir. Vücudun yaydığı elektriksel ve manyetik enerjiler, beyin dalgalarını ölçen EEG gibi modern cihazlarla da ölçülebilmektedir. İnsanın yayınladığı ışınlar, yatay ve dikey olarak çeşitli uzunluklarda çevreye yayılır. En uzun ışınlar parmaklardan, dizlerden ve kalçalardan çıkanlardır.

Buradaki elektromanyetik spektrum gözle görülen ve görülmeyen enerjilerden oluşur. Auradaki spektrum, görünür ışıklara göre farklı bir bölgede yer alan fakat güneş ışığınınki ile tamamen paralellik gösteren bir özelliktedir. Sekiz renkten oluşan sistemimize vücudumuzda sekiz temel çakra karşılık gelir. Bu renkler değişik hızda hareket eden ışınlar ya da dalga boylarıdır. Spektrumun bir ucunda, dalga boylarının yavaş hareket ettiği ve uzun çizgiler meydana getirdiği yerde kırmızı renk oluşur. Dalga boylarının hızlı hareket ettiği ve kısa çizgiler oluşturduğu diğer ucunda ise daha az yoğunluktaki renkleri, örneğin maviyi ve moru fark ederiz. Bizim renk olarak algıladığımız bu dar aralığın dışında; kızıl ötesi ve mor ötesi ışınları, gamma ışınları, x ışınları, kozmik ışınlar ve radyo dalgaları gibi bir çok değişik ışın bölgeleri vardır.. Görünür ışık bölgesi tüm spektrumun ancak yüzde beşi kadar bir alan kaplamaktadır. ( Şekil s:108 )



İnsanlar kendi manyetik atmosferlerine bağlı olarak karakterlerini oluştururlar. Kişilerin duygu dünyası ve genel mizaçları, söz konusu manyetik atmosferin bir ürünüdür. İnsandaki fiziksel, zihinsel ya da ruhsal değişimler, anında aurasına yansır. Örneğin aurasında kırmızı renk eksikliği bulunan bir kişi, içe kapanık ve ciddi bir karaktere sahiptir. Fiziksel olarak ta düşük tansiyondan şikayet eder. Öte yandan aurasında yoğun bir kırmızı olan kişinin çok dışa dönük bir yapıda olduğu gözlemlenir. Bu iletişim karşılıklıdır. Edgar CAYCE’ya göre insanın en sevdiği renk, aurasında en ağırlıklı olarak bulunan renktir. Bir gün aura renklerine dıştan müdahale yöntemleri bulunduğunda birçok sorunun kolaylıkla çözülebildiği görülecektir.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


.


Powered by vBulletin®
2008 © 2018 ForexForumTR Tüm Hakları Saklıdır.