FOREKS FORUM TR (UCRETSIZ FOREKS BILGI PAYLASIM MERKEZI)
     ANA SAYFA       Ekonomik Takvim       Foreks Haberleri        Brokerlar     Yazarlar       Hakkımızda      VIP Giriş      Foreks TV
Go Back   FOREKS FORUM TR (UCRETSIZ FOREKS BILGI PAYLASIM MERKEZI) > Foreks'e Yeni Başlayanlar için
Foreks'e Yeni Başlayanlar için Yeni başlayanlar için platform kullanımları hakkında bilgiler ve önemli püf noktalar.
Cevapla
 
Seçenekler
  #21  
Alt 30 April 2014, 20:26
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

Renk konusunda yapılan araştırmalardan elde edilen bulgular



Renklerin insanda uyandırdığı fizyolojik ve psikolojik etkiler göz önüne alındığında hareketlerimizi ve reaksiyonlarımızı etkilediği ortaya konulmaktadır. Renk konusunda yapılan araştırmalarda renkle ilgili bulgulardan bazıları şöyledir:


•Sayfa üzerine konulan renkli kapakların, görsel stresi ve başağrısını azalttığı, -aydınlatma ve metin özellikleri de dikkate alınarak- okul çağındaki çocukların %25’inde okuma hızını arttırdığı tespit edilmiştir. (Wilkins, 2001)


•Uyarıcı tasarıma ait mevcut standartlar ve talimatlarda, kırmızı, turuncu ve sarı renkleri tehlike, uyarı ve mönlem sinyalleri olarak uygulanmaktadır. Katılımcılar üzerinde yapılan deneylerin sonuçları, yaralanma olasılığı, okunabilirlik, ürünün fark edilirliğine dayalı algılanan risk değişkenleri açısından renkle sunulan işaretlerin, etiketlerin, siyah-beyaza oranla çok daha okunaklı ve fark edilir olduğunu ortaya koymuştur. (Braun , Mine and Silver , 1995)


•Renk görsel işlemlerde dikkati destekleyen, ekrandaki enformasyonu hızla düzenleyip, yapılandıran bir faktör olarak bilgisayar sunumlarında büyük önem taşır. Bilgisayar ortamına aktarılmış haritalardaki renk kullanımı da bir tür coğrafik bilgi sistemi gibi ele alınarak, renk ve şekille tanımlanmış harita sembollerinin oluşturduğu örüntülerin algılanmasında işten beklenen bilişsel taleplere de bağlı olarak önemli rol oynar. (Smith, Dunn, Kirsner and Randell ,1995)


•Bilgisayar destekli öğretimde ekran rengiyle dersler arasındaki etkileşimi araştıran çalışmalarda her ders bölümü için ayrı bir renksel tema kullanıldığında hafıza testlerinin etkili olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar, ekran rengiyle, ders görevleri arasında bir etkileşim olduğunu, hafıza içerikli bir etkisi olduğunu ortaya koyar. (Clariana, 2004)


•Web sayfalarındaki linklerde mavi rengin kullanımına ilişkin eleştirilerde mavi rengin zor kavranır, dalga uzunluğundan dolayı odaklanma etkisinin az olduğu vurgulanır.Yaşlanmayla birlikte mavinin algılanmasındakihassaslığın arttığına dikkat çekilerek, retinanın merkezinde maviye hassas konik duyargaların yoksunluğu nedeniyle küçük nesnelere karşı bir mavi körlüğünden söz edilmektedir. Konik duyargaların %64’ü kırmızıya duyarlı olmasına rağmen dış kenarlara doğru azaldıkları için ilk etapta rahatlıkla gözükmezler. Algılamanın ilk aşamasında maviye duyarlı konik duyargalar, ikinci aşamasında kırmızıya duyarlı konik duyargalar devreye girer. Sonuç olarak mavinin küçük objeler için değil ama zemin rengi için uygun olduğu söylenebilir. Sıcak renkler (kırmızı , sarı, turuncu gibi) aktif durumları göstermede, dikkat gerektiren durumlarda kullanıcının katılımını sağlamada kullanılır; soğuk renkler (yeşil, mavi, mor gibi) ise arka planı göstermede ve enformasyonu konumlandırmada etkilidir. (Pearson and Van Schaik., 2003)


•Bu konudaki diğer bir araştırmada da renk kombinasyonlarının doğruluk payı, araştırma ve reaksiyon hızı üzerinde etkili olduğunu saptamıştır. Ek olarak bu kombinasyonlar tercih ve sunum kalitesi ve performans müzerinde de etkilidir. Mavinin üst renk (metin rengi) olarak uygun olmadığını söyleyenlerin yanı sıra beyaz zemin üzerinde etkili olduğunu ortaya koyanlar da vardır. (Ling and Van Schaik, 2002)


•Deneysel veriler, parlaklık ve renk tonlarına dayalı kombinasyonların görsel tercihleri ve okuma hızını etkilediğini ortaya koymaktadır. Okuma hızının geliştirilmesi açısından üst rengin zemine göre daha koyu ve mdaha az doygun; görsel tercihleri geliştirmede ise zemin renginin daha koyu ve üst rengin daha doygun olması gerektiği ortaya konmaktadır. (Wu and Yuan, 2003)

•Çalışma yeri rengi, çalışanların durumunu, tatminini, motivasyonunu ve performansını etkileyen bir çevresel faktördür. Sıcak renkleri insanları dışa odakladığı, çevreyle olan farkındalıklarını arttırdığı; soğuk renklerin ise içe döndürdüğünü, görsel ve zihinsel işlere odaklanmayı sağladığı görülür. Kırmızı saldırganlık, kızgınlık, gerilim, heyecan, mutluluk, dinamizm ile birlikte anılmakta, mavi, yeşil rahatlama, konfor, güvenlik, barış, huzurla ilişkili olmaktadır. Çalışma yerlerinde çevreyi izleyen öğrencilerin duygu ve düşünceleri üzerine yapılan anketlerde, mavi odada kırmızı odaya göre kendilerini daha sakin ve iyi hissettiklerini belirtmişlerdir. Çevresel ilişkiler açısından mavi sakinleştirici, kırmızı güdüleyici bir renk olmakla birlikte, çevre renklerinin işin niteliğine uygun seçilmesi gereklidir. (Stone , 2003),

•Bilgisayar sunumlarında renge dayalı kodlama metodolojisi kullanıldığında monokrom veya katmanlanmamış sunumlara oranla hedefe ulaşma süresinde belirgin azalma görülmüştür.Görsel katmanlama geniş olarak kartografi ve haritamsı bilgisayar gösterimlerinde kullanılır. Renk kullanımı burada katmanların ayrımlaşmasını ve yüksek fark edilirliğin oluşmasını sağlar. Görsel katmanlaşma bir anlamda öğrenme sürelerinin kısalmasında ve hata oranlarının azalmasında etkilidir. (Laar and Dehse, 2002). Renk katmanlarının yoğunlukla kullanıldığı diğer önemli bir alan da üç boyutlu tasarım ve üretim yazılımlarıdır. Verilerin ayrı katmanlar halinde değerlendirilerek, düzenlendiği ve son aşamada birleştirildiği bu uygulamalarda gerekli değişikliklerin hızla ve kolayca yapılabilmesi, zaman, emek ve enerji kayıplarını da en aza indirgemektedir.


•Günümüzde iş göreninin vazgeçilmez aracı olan bilgisayarların yazılım ve donanım bileşenleriyle birlikte insanın yeteneklerine uyum sağlaması önem arz etmektedir. Bu uyum sorunu gerek bireyin işe alınmasında bilişsel ve psikolojik niteliklerin tespitinde, gerekse möbilgisayar sistemlerinin tasarımında ve neticede her türlü bilişim sistemlerine dayalı iş tasarımlarında dikkate alınmak durumundadır. Yazılımlar açısından insan niteliklerine olan duyarlılık daha belirgin ve tasarımı da daha zordur. Özellikle paket programların ortaya çıkmasıyla beraber kullanıcı ara yüzleri bilgi iş görenlerinin iş verimliliğini etkileyen en önemli faktörler arasında yer almıştır. Burada algılama, bilginin görsel olarak sembolizasyonu, grafik tablolama, biçimin yanı sıra renk de kullanıcı açısından bilgilerin anlaşılmasında önem arz etmektedir. Geleceğin yaşam ve iş dünyasında bilgi iş göreninin mverimlilik sorunu artan bir şekilde yöneticileri meşgul edecek ve bilişsel ergonomi alanındaki çalışmalar önem kazanacaktır (Akova, 2000).


•Renklerin doğru kullanıldıklarında performansı ve verimliliği arttırıcı özelliklerinin yanısıra, bilinçsiz kullanıldıklarında yorulma, stres artışı gibi durumlar yaratabilir, görsel algılamayı düşürebilir, görme gücüne zarar verebilir, çalışanların hata oranını arttırabilir; yönlenme ve güvenliği olumsuz etkileyebilir.



Renk ve Işıklar


Çevremizle ilgili algılarımız ve izlenimlerimizin çogu görsel duruma baglıdır. Bir mekanın insanlar tarafından nasıl algılandıgı ve insanların bu algılama işlemi sonucunda mekana yönelik oluşan tepkileri, mekanın nasıl sunulduguna baglıdır. Insanın psikolojisi ve fizyolojisi kullanılan ışık düzeneginden etkilenir; her birey çevresine farklı tepkiler verir. Işıgın dagılımı, düzeyi ve oranı algılama işlemini etkiledigi gibi işitme ve sıcaklık hislerini de etkiler. Işık, bina tasarımlarının, özellikle de, iç mekan düzenlemelerinin vazgeçilmez tasarım unsurlarından biridir. Hızlanan teknolojik gelişmeler, insanların gereksinimlerini en iyi biçimde karşılamak amacıyla, tasarımlara da yansıtılır. Bu gelişmeleri destekleyecek bilimsel araştırmalar hızlandırılmalı ve teknolojik gelişmeye uyum saglanmalıdır. Işık ve aydınlatma da bu yönde çalışılması gereken, mekan tasarımları açısından önemi olan unsurlardır



[i] Ted ANDREWS
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 01 May 2014, 08:53
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart şükür psikolojisi

ŞÜKÜR PSİKOLOJİSİ

Şükür kavramı, bir vefa gereği olarak verdiği nimetler için Allah’a minnet ve muhabbetle karşılıkta bulunmaktır. İyiliği takdir ederek, onu yapana teşekkür etmektir. Teşekkür etmeyi bilmeyen insan, iyilikbilmez ve vefasız olarak değerlendirilir. Hatta kimi insan, daha da ileri giderek takdir etmek
yerine, iyilik gördüğünü inkâr ederek nankörlük dahi edebilmektedir. Oysa bir insanın bir iyilik ve yardım gördüğünde iyilik yapana teşekkür etmesi, aslında insan olmasının gereğidir. Bir işyerinde, resmi dairede vb. işimiz olduğunda, bize zorluk çıkarmadan işimizi yapan ve kolaylaştıran bir memura bile minnet duyar, işimiz bitince ‘Teşekkür ederim.’ deme ihtiyacı hissederiz. Bırakın insanları, hayvanların bile kendilerine iyilik edenleri bilerek, onlara karşı davranışlarında daha farklı oldukları bilinmektedir. Atalarımız, “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” derken, iyilik bilme ve teşekkür etme yöneliminin insanın doğasında olduğunu, insanın küçük bir iyiliği bile unutamayacak kadar bilinçli ve duyarlı bir varlık olduğunu anlatırlar. Böyleyken, Yüce Allah’a karşı şükür sahibi olmamak nasıl izah edilebilir? En çok iyilik ve yardım görülen varlık O değil midir?

Gerçekte insandaki şükretme davranışı doğuştan vardır. Her şeye gücü ve kuvveti yeten, kulunu darda bırakmayan, ona taşıyamayacağı yük yüklemeyen Yüce Allah’ın şükre değer sayısız nimetleri, şükretmenin insandaki psikolojik temellerini oluşturur. Örneğin, kendini iyi hissetme anları, sevme ve sevilebilme yeteneğine sahip olma, hayatın çeşitli tat ve lezzetlerini alabilme, pek çok sorun ve sıkıntıları bir şekilde atlatabildiğini görme, çalışınca karşılığını alabileceğini bilme, ölümün bir son olmayıp iyiliklere karşı mükâfatlandırma ve adaletin tecellî edeceği mekân olan âhiret hayatına açılan kapı olduğunu bilmenin rahatlığı, dünyada ve âhirette iyi ve güzel yaşamanın yollarını gösteren bir peygamberden haberdar olma ve onun ümmeti olduğu inancı gibi daha pek çok husus, inanan bir insan için sürekli şükretmeyi gerektiren içsel kaynaklardır. Bunların yanında sıradan gibi gözüken pek çok insanın temel biyolojik ve psikolojik donanım ve yaşantıları da, insana olağanüstü hizmet veren ve şükretmeyi gerektiren mekânizmalardır. Örneğin yeme-içme, tat alma, yenilenleri sindirebilme vb. biyolojik yapımız hayatımızı kolaylaştırıp güzelleştiren unsurlardır. Yine psikolojik donanımlarımızdan olan engellenme ve çatışma durumlarında başvurduğumuz savunma mekânizmaları sınırlı kullanıldığında insanı güçlendirir. Unutma denilen yaşantı, olumlu işlevleri açısından bakıldığında insan için hayati öneme sahiptir; pek çok acı olay ve problemi sürekli gündemde tutmamızı ve hayatı yaşayamaz hale gelmemizi engelleyen bir mekânizmadır. Öğrenme yeteneğimiz olmasa, hayatımız anlamlı ve güzel olur muydu, bir düşünsenize. İlişki kurma arzumuz sayesinde, kendimizi ve başkalarını daha iyi anlayıp severek hayatın bütün yönlerini paylaşma güzelliğini elde ediyoruz. Şükür kavramından söz edilince, sadece maddî zenginliğe dayalı bir anlam inşa etme gayretimiz, ne kadar yanlış; ne kadar kendi sahip olduklarımızı görememe halimizi ortaya koyan bir anlayışı göstermektedir. Aslında bütün bunları görememe, olsa olsa bizi var edip donatan kaynağa karşı duygusal bir farkındalık içinde olmadığımızı anlatır. Yaşadığımız hal, Yüce Yaradan’ın nimetlerini fark etmeyerek, duygusal sağırlık içinde olmaktır.

Sadece ekonomik açıdan elde edilen nimetlere bakılarak, şükür bu nedenle yapılması gerekir gibi düşünülmektedir. Artık neredeyse bütün toplum kesimlerinde, kişiliklerimize kodlanmış bir ihtiras olan bu konu, çağımız açısından daha fazla önem arz etmektedir. Çünkü artık daha fazla mala sahip olma hırsı, pek çok kimse için temel hedef haline dönüşmüştür. Herkes kendisinden daha zengin olana bakarak kendisinin fakir olduğuna inanmaktadır. Daha doğrusu bu anlayışın doğal bir sonucu olarak toplumumuzda kendini ekonomik anlamda yeterli gören insan sayısı neredeyse kalmamıştır. Kimi dinleseniz ekonomik yetersizlikten şikâyet etmektedir. Bu durumda gerçekten temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar zor durumda olan fakirlere kim yardım edecektir? Zekâtı, sağ elinin verdiğini sol eli bilemeyecek kadar çok sadakayı kimler verecektir? Bu müesseseler doğru ve sistemli bir şekilde işlemeyince, sosyoekonomik sınıflar arası farklar artacak ve lüksün, israf edercesine harcamanın sınırı olmayacaktır. Böyleyken bile şükretmek yerine, daha fazlasını talep eden insanın durumu ancak Hz. Peygamber’in dediği gibi, gözünü toprak doyuracak kimse gibidir. Nitekim bu durumda şükretmenin zamanı hiç gelmeyecektir. Çünkü şükre konu yapılan araç yanlıştır. Eğer hasbelkader Allah zenginlik vermişse bile, bunun şükrü, zenginliği Allah için ihtiyaç sahipleriyle paylaşarak yerine getirilebilir. Bu hakkıyla yapılamadığında, para ve mala sahip olmamak, daha çok şükre değer değil midir? Hesabını veremeyeceğimiz mal, ancak üç günlük dünyada bizi oyalayıp durur. O halde fakir olmak, şükretmemek için bir neden değildir. Elbette fakir olan kimse de çalışarak helal yollardan maddî durumunu iyileştirmeli, ama asla ekonomik açıdan kendinden daha iyi durumda olanlara bakarak para, mal-mülk ihtirasıyla ihlas ve şükrü elden bırakmamalıdır.

Gerçekte Allah Rasulü, Müslümanlara kendilerinden daha zengin olanlara, daha üstün olanlara değil, daha aşağıda olanlara bakmayı tavsiye etmiştir. Çünkü böyle yapıldığı zaman insan Allah’ın kendisine bahşettiklerini fark ederek şükredecektir. İşte ancak o vakit, kendisinin de ne çok nimetlere sahip olduğunu görebilecektir. Yiyecek ekmeği olan, olmayanı gördüğünde haline şükredecektir. Ama bu şükür, hiçbir şekilde çalışan bir insana hak ettiğini verebilecek durumda olan bir işverenin istismar aracı olmamalıdır. Elbette Allah’a her halükârda şükredilmeli, ama bu şükür, emek istismarı için bir vesileye dönüşmemelidir.

Şükür kelimesi ile ilgili bir diğer husus da, şükrün nasıl yapılacağıdır. Sadece “Allah’ım! Şükür verdiğin nimetlere.” demek midir şükür? Gerçek anlamda şükür, minnet ve şükran duygularını insanın bütün benliğinde hissederek, şükran ve minnetin kaynağı olan Yüce Allah’a ve kendisinden zor durumda olan O’nun kullarına karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır. Yani şükretmek, her şeyden önce Allah’a yakın olmaktır. O’na yakın olmanın ve başkalarına yardımcı olmanın getireceği işe yararlılık ve değerlilik duygularını yaşamaktır. Şükretmek, sorumluluk duyarak gereğini yerine getirme çabasıdır. Şükretmeyi bilen insan, ailesine, çevresine ve dostlarına, toplum bireylerine ve özellikle kendisine ihtiyaç duyanlara karşı sorumluluğunun gereklerinden kaçmayan kimsedir. Her şeyden önce Allah’a karşı sorumluluk hissiyle hareket ederek, O’nun istediği gibi bir Müslüman olmaya çalışan insandır şükretmeyi gerçekten bilen insan. Şükür, sözle, fiillerle yani ibadetlerle, özellikle insanlara iyilik ve yardımda bulunma ile ve kalple yapılır. Kalpte şükran hissi duyulmazsa zaten davranışlara yansımaz. Kalp muhabbet ve Allah’ı anma arzusu duymazsa, şükür gerçekleşemez. Sevmeyi ve takdir etmeyi bilen, şükrü de bilendir. Şükrü bilen de, Allah’a ve insanlara karşı sorumluluklarını bilendir. Böyle bir insan, dünya nimetlerine karşı ihtiraslı olmaz, nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilir. Sonuç olarak şükretmeyi bilen insan, yoğun bir yakınlık duygusu yaşayan, iç dünyası zengin olarak dışa dönük yaşamayı da bilen, özsaygısı gelişmiş sorumluluk sahibi kimsedir. Bir şeylere sahip olmak için aşırı hırs duyarak kendini yıpratmayacağı gibi, kaybettiği veya ulaşamadığı şeyler için de, kendini harap etmez. Şükreden, sabır ve kanaatle çalışıp ekonomik açıdan kazandıklarını da başkalarıyla paylaşmayı bilen insan, hayatı olması gerektiği gibi ve ruhsal açıdan en doyurucu şekilde yaşayan model bir insandır.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 07 May 2014, 23:11
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Sabır psikolojisi

SABIR PSİKOLOJİSİ

Genel olarak baktığınızda, medyada sabır kavramının en çok futbol haberleri içinde yer aldığını görürsünüz. Her teknik direktör, çalıştırdığı takımın mağlubiyet aldığı maçlardan sonra taraftarlara '˜sabır' çağrısında bulunur. Onlara, 'Biraz sabırlı olun, yakında hezimetler sona erecek' türü mesajlar verip ortalığı yatıştırmaya çalışır. Bu haberlerden anlaşılan, adına '˜taraftar' denen kitlenin çok sabırsız olduğudur. Başarı onlar için hemen ve derhal elde edilmesi gereken bir şeydir. Hem de kendilerinin doğrudan herhangi bir katkı sağlamadıkları bir konuda. Sabrın medyada geçtiği diğer temalar da, aynı şekilde sabırdan çok, sabırsızlıkla ilişkilidir. Gerek cam ekranda gerekse üçüncü sayfa haberlerinde başına gelen acı bir olay ya da haberini aldığı bir ölüm olayını sabırsızlıkla, yırtınıp dövünmeyle, feleği ve kaderi suçlamakla karşılayanlara, bol miktarda rastlanır. Sabrın olumlu bir değer gibi gözüktüğü temalar ise, istisnaîdir. Vücudunda bir sakatlığı olduğu halde sabır ve azimle bir şeyleri başarabilen ya da yapabilenler ile ilgili haberler bu türdendir meselâ. Ama bu haberler de kişinin sakatlığına odaklanılıp 'vah vah!' tipi yazıklanmalar eşliğinde takip edildiğinden, sabrın fazileti yine çok kere öne çıkmaz. Bir de, gerçekte hırs olduğu halde sabırmış gibi ifade edilen ve öyle sunulan haber tipi vardır. Ki bunun en meşhur örneği, şöhreti yakalamış bir ünlünün hayat hikâyesinin ele alındığı haberlerdir. Bunlarda söze, 'Ben bu yere gelene kadar çok sabrettim' diye başlanır ve sonra 'İşte şimdi de sabrımın, çalışmamın ve azmimin meyvesini topluyorum' diye devam edilir. Böylesi bir '˜sabır' içinde, Allahualem, sabrın özüyle taban tabana zıt biçimde ne kadar kişilikten feragât, vicdanî törpülenme, değer erezyonu ve dönem dönem intiharın eşiğine gelme olduğunu buradan kestirmemiz ya da iddia etmemiz doğru olmaz. Ama eğer bunlardan biri ya da birkaçı işin içindeyse, bu çeşit bir '˜sabrın,' hakikî sabır ile uzaktan el sallamışlığı bile olmadığını hemen şimdi belirtmekte fayda var. Popüler kültürün ötesinde sabrın derin toplumsal hafıza içinde diğer bir algılanışı ise, onun fakirlikle özdeşleştirilmesidir. Bu özdeşliğin kurulmasında fakirliğin bir '˜başarısızlık öyküsü' olduğu kanaati baskın bir rol oynar. Fakir kimseler zengin olma başarısını '˜gösteremedikleri' için hallerini kabul eder ve zorunlu olarak sabır gösterirler. Algı bu şekildedir. Burada da yine, sabrın durağan, mecburî, ümitsizce bir kabulleniş ile ilişkilendirildiği görülür. Bu sabır algıları, öte taraftan, bize onun zihinlerde '˜tembelâne bir değer' olarak kodlandığını da düşündürtür. 'Sen sabretmeye devam et, kazanırsın belki!' 'Atı alan Üsküdar'ı geçti; sen hâlâ'¦' gibi alay yollu ve sitemkâr ifadeler; veya 'Sabreden derviş muradına ermiş' atasözünün 'Sabreden derviş muradına eremeden '¦' biçimine sokulması, toplumsal hafızanın belli bir bölümünde sabrın pasiflik, acz, atalet, tembellik ve neticesi hiç de ümitvar olmayan '˜aptalca bir tutum'a özdeş tutulduğunu gösterir. Popüler kültürün sabır algısı ve kullanım tipleri aşağı yukarı bu minvalde iken, bu coğrafyada özellikle mihnete karşı tabiat hâlini almış güçlü bir '˜sabır geleneği'nin olduğu da bir vakıadır. Buna en iyi delil, kentsel yaşamın onca zorlayıcılığına rağmen, hâlâ suç ve intihar oranlarının diğer ülkelerin büyük metropollerine göre düşük düzeyde seyretmesidir. Bir ekonomik kriz sonrası Arjantin ve Şili'de insanlar süpermarketleri ve mağazaları yağmalarken, benzer şartların yaşanmasına rağmen bizde böylesi olaylar ciddi boyutta görülmemiştir. Bu, bize, fakir insanlarımızın bir şekilde hâllerine rıza göstermeye devam ettiklerini gösterir. Tabii, bunda, ağır aksak da olsa hâlâ işleyen geleneksel yapımızın rolünü de inkâr edemeyiz.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 07 May 2014, 23:11
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

Özetlemek gerekirse; sabır bizde hiç olmayan, hiç bilinmeyen bir şey elbette değildir. Fakat popüler kültürün sığ çerçevesi içinde orijinalliği yitmiş ve sahte anlamlardan dokunmuş bir örtüyle üzeri örtülmüştür. Tespit bu olunca, ne yapılacağı da kendiliğinden ortaya çıkıyor: kavramın aslî manalarına kavuşturulması. Hemen endişe etmeyin; bu iş için günlerce kütüphanelere kapanıp kaynak araştırması yapılmasına gerek yok. Kaynaklar belli çünkü. Söz konusu olan İslâmî bir kavram olunca, ilk başvurulacak kaynak, anlamları çağlara yenik düşmeyen, bilâkis çağlara yeni bir tazelik katan Kur'ân-ı Kerim'den başkası değildir. Bir '˜deniz feneri' gibi her çağda şaşırdıklarında mü'minlerin ona bakarak yollarını buldukları Kur'ân-ı Kerim, sabır konusunda da bize çok temel bilgiler sunar. Yeter ki, bir dalgıç gibi onun '˜anlam denizi'nden kendi payımıza düşeni almaya niyet edelim. İhlâs ve donanım nispetinde elbette avucumuza bir şeyler bırakılır. Şahsen dalgıçlığımın çok iyi olduğunu iddia edemem, ama ben kendi adıma böyle bir işe teşebbüs ettiğimde, sabır kavramının Kur'ân-ı Kerim'de özellikle peygamber kıssaları içinde yer aldığına şahit oldum. Ve sabrın, bu kıssaların her birinde, ortak anlamların yanı sıra, kendine has farklı bir anlam ile de öne çıkarılmış olduğunu farkettim. Bakalım, siz de aynı düşüncede olacak mısınız? Sabır ümitsiz olmaz Popüler kültürün sabrı ümitsizliğin bir sonucu olarak göstermesine bedel, Kur'ân-ı Kerim'de geçen Yunus kıssasında Yunus aleyhisselâmın gösterdiği sabırsızlığın yerilmesi bize sabrın ancak ümitle birlikte olabileceğini söyler. Meşhur kıssasında, Ninova halkına tebliğ göreviyle gönderilen Yunus aleyhisselâm halkın olumsuz tavır ve davranışları karşısında yılgınlık göstermiş ve onların doğru yola gelmeyeceklerini düşünerek ümitsizliğe düşmüştür. Bu ümitsizlik aynı zamanda onu sabırsızlığa da sürüklediği için Rabbinin hükmünü beklemeden kavmini terkeden Yunus aleyhisselâm, hem bir dizi musibete maruz kalmış hem de Kur'ân-ı Kerim'de geçen 'Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi Yunus gibi olma' (Kalem, 48) ilâhî ikazının konusu olmuştur. İşte bu Kur'ânî irşadın da gösterdiği gibi, '˜ümitsizlik' ya da diğer tabiriyle '˜yeis' ancak sabırsızlığı sonuç verir. Sabırla beklemek için ümitli olmak gerekir. Ninova halkının olumsuz tutumları karşısında eğer Yunus aleyhisselâm Allah'ın hükmünü beklemiş olsaydı, her şey daha farklı olabilecek ve kendisi de böyle bir itâba maruz kalmayacaktı. Kur'ân-ı Kerim'de sabrın ancak ümit ile mümkün olduğunun etkileyici bir örneği de, '˜Yusuf kıssası' olarak bilinen kıssa içinde Yakup aleyhisselâmın tutumunda somut hale gelir. Bilindiği gibi, Yakup aleyhisselâm çocukları içinde Yusuf'u daha çok sevmekte, bu da diğer çocuklarını kıskançlığa sevketmektedir. O kadar ki, kardeşleri Yusuf'a bir kötülük yapmayı bile göze almışlardır. Bir gün bu kötü niyetleri gizleyerek Yakup aleyhisselâma kardeşleri Yusuf ile kıra gitmek istediklerini söylerler. Onların kötü niyetleri olabileceğinden kuşku duyan Yakup aleyhisselâm, arzu etmese de, izin vermek durumunda kalır. Ve gerçekten kardeşleri, Yusuf'a kötülük yaparlar ve onu bir kuyuya atarlar. Döndüklerinde ise babalarına üzerinde sahte bir kan olan kardeşlerinin gömleğini gösterirler. (Yusuf, 18) İşte, Yakup aleyhisselâmın karşılaştığı katlanılması neredeyse imkânsız olan durum budur. İmkânsızdır; çünkü Yakup aleyhisselâm canı ciğeri gibi sevdiği Yusufunu yitirmiş, derin bir evlât acısı çekmektedir. Üstelik, kardeşlerinin uydurduğu mazaretin doğru olmadığını, Yusuf'a onların kötülük yaptığını da bilmektedir. '˜Sebepler dairesi'nden bakıldığında, ortada Yusuf'un akibeti hususunda ümitli olmasını gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Aksine, öfkelenmesini, isyân etmesini, kadere feleğe sövmesini gerektirecek çok sebep vardır. Kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla, olayı takiben Yakup aleyhisselâm çocuklarını evlâtlıktan reddetmediği gibi, üzerlerine de yürümemiştir. İnanılması güç ama böylesine zor bir anda Yakup aleyhisselâm bir baba olarak sadece tek bir cümle sarfetmiştir: ''¦ Artık bana düşen hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında bana yardım edecek olan, ancak Allah'tır.' (Yusuf, 18) Günümüz insanına 'Sabır küpümüsün mübarek!' dedirtecek bu hâl, sabrın desteğini ancak ümit gibi pozitif bir duygudan aldığını açıkça ortaya koyduğu gibi, bu ümidin öyle alelâde bir ümid olmadığını da bize haykırır. Yakup aleyhisselâm ne 'Yusuf çok güçlüdür, kardeşleri ona zarar veremez' düşüncesinde olduğu için ümitlidir; ne de oğullarının kendisine bir şaka yaptığını, biraz sonra Yusuf'u güzel giysiler içinde kendisine geri getireceklerini düşündüğü için'¦ Onun ümidi, çok daha başkadır. Onun ümidi, kaderin ve mülkün sahibi olan Allah'ın her işi hikmet ve adalet çerçevesinde yapacağı, hiçbir hakkı zayi etmeyeceği, ne kadar acı da olsa kendi icraatına sabredecek bir mü'mini mükâfatlandıracağı inancından kaynaklanmaktadır. O Allah ki, tüm esbab sükut etmiş gözükse dahi Yunus aleyhisselâmı nasıl koca bir balığın karnından kurtarmışsa; sebepler dairesinde hiçbir ümit ışığı gözükmediği halde Yusuf'u da bir gün babası Yakup aleyhisselâma elbette kavuşturabilir. Yakup aleyhisselâm için, tek başına, Yusuf'un öldüğüne dair kesin bir delilin olmaması, onun ümitsizliğe düşmemesi için yeterli bir sebeptir. Yusuf'un kurtulması için diğer sebepleri Adil-i Hakîm nasıl olsa bir araya getirebilir. İşte Yakup aleyhisselâmın yüksek imanı, yüksek sabrı ve ümidinin kaynağı'¦ Sabır hükme rızadır Yakup aleyhisselâmın şahsında sabrın 'Allah'ın inayeti ve yardımından ümit kesmemek' demek olduğu anlaşıldığı gibi, İbrahim kıssası içinde İsmail aleyhisselâmın sergilediği akıllara durgunluk veren tutumdan da 'sabrın Allah'ın hükmüne kesin bir rıza göstermek' olduğu anlaşılır. Malum olduğu üzre, Hz. İbrahim daha önceden verdiği bir söz yüzünden, rüyasında oğlu Hz. İsmail'in boğazını kestiğini görür. İlk gördüğünde, sanki görmemiş olmayı diler gibi, üstünde durmaz. Fakat aynı rüyayı tekrar tekrar görünce, rüyanın sadık olduğunu anlar ve hükmünün yerine getirilmesi gerektiğine karar verir. Durumu, oğlu İsmail'e açtığında, onun tepkisi gerçekten müthiştir: 'Emrolunduğun işi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun.' (Saffat, 102) Doğrusu merak ediyorum, acaba içimizden herhangi biri Hz. İsmail'in yerinde olsaydı nasıl tepki gösterirdi? Onun gibi mi davranırdı yoksa 'Gencecik yaşımda bana bu reva mı?' 'Benim yerime bir koyun kessek olmaz mı?' 'Keşke peygamber yerine bir çobanın çocuğu olsaydım!' diye şikâyet mi ederdi? Kimbilir belki de, boğaz ile bıçağın buluşmaması için bundan çok daha fazlasını yapardık! Hakikaten Hz. İsmail'in sabrı çok zor ve farklı bir sabırdır. Bu sabrın önemli bir farkı da, Hz. İsmail'in doğrudan cana mal olacak bir ilâhî hükme boyun eğeceğinin sözünü vermiş olmasıdır. Bu boyutuyla da, Kur'ân-ı Kerim'de geçen diğer sabır kıssalarından farklı bir şey söyler bize. O da, sabrın '˜olay-eksenli' olmadığıdır. Sabrı, biz, gündelik hayatın yol açtığı zihinsel kirlenmeye maruz kalan kişiler olarak, ancak başa gelen acı bir '˜olay'dan sonra gündeme gelir diye düşünüyoruz. Halbuki, kıssadan anlaşıldığına göre, bir olay meydana gelse de gelmese de, yani olaydan bağımsız olarak, sabır her daim gündemde olması gereken bir tutumdur. Çünkü sabır olay-eksenli değil, '˜hüküm-eksenli'dir. Gerçekleşsin yahut gerçekleşmemiş olsun, Allah'ın belli bir konuda hüküm verdiği andan itibaren kul sabır göstermekle yükümlüdür. Olayın öncesi ya da sonrası, sabrın özüne ilişkili değildir. Olsa olsa sabırlı olma vaktine işaret eder. Bu haliyle de bir perde, bir vesiledir. Zaten son tahlilde '˜olay' dediğimiz vukuat da, Allah'ın meydana gelmiş bir '˜hükmü' değil midir?
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 14 May 2014, 15:06
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

bazen alıp unutmak en iyisi. Ne demişler "bir fidanın kök tutup tutmadığını görmek için yerinden sökerek bakarsan o kök tutmaz".
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 18 May 2014, 16:39
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart

İrade Gücünüzü ve Öz-Disiplini Ele Geçirmenin Yolları

İrade ve öz-disiplini geliştirmek, günlük hayatta daha ziyade yapmaktan kaçındığınız bazı şeyleri yapmakla mümkündür. Tembellikten ya da sevmediğiniz için yapmadığınız bazı şeyleri yaparak bilinçaltı dirençlerinizin üstesinden gelir, zihninizi size itaat etmesi için eğitirsiniz. İç güç kazanır ve bunu geliştirirsiniz.

Bazen sağlığınıza iyi gelecek ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak bir yürüyüş yapmak istersiniz; fakat tembelliğiniz sizi ele geçirir ve bunun yerine televizyon seyretmeyi tercih edersiniz. Belki de beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmenin ve sigarayı bırakmanın gerekliliğinin farkındasınız ama alışkanlıklarınızı değiştirmek için gerekli olan iç güce ve dirence sahip değilsiniz.
Şu cümle tanıdık geliyor mu?: "Keşke iradem ve kendime hakimiyetim daha güçlü olsaydı!" Bu ifadeyi kaç kez kullandınız acaba? Kaç kere bir şeyler yapmaya başladınız ve kısa bir süre sonra bıraktınız?
Herkesin sigara, çok yeme, tembellik, erteleme, devamını getirememe gibi üstesinden gelmeyi istediği bazı bağımlılıkları ve alışkanlıkları vardır. Bunları yenebilmek için iradeye ve öz-disipline gereksinim duyulur. Bu iki kavram, herkesin hayatında büyük bir fark yaratır ve motivasyonunuzu artırarak daha başarılı olma yolunda sizi cesaretlendirir.


İrade ve Öz-Disiplinin Nedir, Ne Değildir?

İrade: Tehlikeli ve gereksiz istekleri kontrol edebilmek, tembelliğin ve ertelemenin üstesinden gelebilmek, verilen karar başarıyla sonuca ulaşana kadar onu kararlıkla takip edebilmektir. Gereksiz ve yararsız arzulara boyun eğme isteğinin, duyguların ve eyleme geçme karşısında duran direncin üstesinden gelen iç güçtür. Maddi ve manevi başarının köşe taşıdır.
Öz-Disiplin: İradenin ortağıdır. İnsan, ısrar ettiği herhangi bir şey için dayanıklılığını feda eder. Bu durumda öz-disiplin psikolojik, duygusal ya da zihinsel sıkıntı ve zorluklara dayanma kabiliyetini verir. Daha iyi şeyler için, anlık tatminleri reddetme yeteneğini bahşeder.
İnsanoğlu, bilinçsiz ya da yarı bilinçli isteklerle doludur. Bazen insanlar sonradan söylediklerine ya da yaptıklarına pişman olacakları şeyler söyler ya da yaparlar. Çoğu durumda düşünmeden konuşur veya davranırlar. Bu iki gücü geliştirerek kişi içindeki bilinçaltı istekler hakkında bilinç sahibi olur ve söz konusu istekler yararına olmadığı zaman onları reddedebilme yeteneğini kazanır.
İrade ve Öz-Disiplin davranışlarımızın veya tepkilerimizin kölesi olmak yerine onları seçmekte bize yardımcı olur. Bu yolla, hayatın kuru ve tatsız olacağını düşünmeyin. Tam tersine daha güçlü, kendinize ve çevrenize karşı daha sorumlu ve sonuç olarak çok daha mutlu ve hoşnut hissedeceksiniz.
Kaç kez kendinizi istediğiniz bir şeyi yapamayacak kadar zayıf, tembel veya utangaç hissettiniz? İç gücü, cesareti, karar verme ve bu kararı takip etme yetisini kazanabilirsiniz. Güçlü olmak için istekli ve ciddiyseniz, kesinlikle bunu başaracaksınız. Aşağıda bu yetenekleri geliştirmek için bazı egzersizler ve teknikler bulacaksınız. Bu basit fakat etkili egzersizler her yerde ve her zaman işe yarar. Adım adım ve yavaş ilerleyin, nasıl güçlendiğinizi ve hayatınızın hızla gelişmeye başladığını göreceksiniz.
Toplumda irade ile ilgili yanlış bir tanım var. Ona sahip olmanın zor olduğu ve gayret gerektirdiği, uygulanırken vücudun ve zihnin gerileceği düşünülüyor. Tamamıyla yanlış bir fikir… Bu tür bir önyargıya sahip insanlar iradelerini kullanmanın hayatlarına ve ilişkilerine büyük yardımı olacağını, iradelerini geliştirmeleri gerektiğini kabulleniyorlar; fakat bunun için hiçbir şey yapmıyorlar.
Önemsiz, gereksiz, sağlıksız düşüncelerin, eylemlerin ve tepkilerin engellenmesiyle irade gelişir. Bu korunan enerji, olumsuz yönde etkilenmesine izin verilmediği taktirde içinizde tıpkı bir pil gibi depolanır ve ihtiyaç duyulduğu anda ortaya çıkar. Kasların egzersizle güçlendirilmesi gibi, aynı yolla uygun egzersizlerle güçlerinizi geliştirirsiniz.


Bilinçaltı Dirençlerini Yenerek İrade ve Öz-Disiplini Geliştirmek
İrade ve öz-disiplini geliştirmek, günlük hayatta daha ziyade yapmaktan kaçındığınız bazı şeyleri yapmakla mümkündür. Tembellikten ya da sevmediğiniz için yapmadığınız bazı şeyleri yaparak bilinçaltı dirençlerinizin üstesinden gelir, zihninizi size itaat etmesi için eğitirsiniz. İç güç kazanır ve bunu geliştirirsiniz. Kaslar halter kaldırmakla, iç güç iç direncin üstesinden gelmekle güçlenir.

Egzersizler
Otobüste oturuyorsunuz. Yaşlı bir kadın/adam ya da hamile bir kadın ayakta. Oturmak isteseniz dahi ayağa kalkın ve onlara yerinizi verin. Bunu sadece kibar bir davranış olduğu için yapmayın; çünkü gönülsüz olduğunuz bir şeyi yapıyorsunuz. Bu yolla, direnen vücudunuzla, zihninizle ve hislerinizle baş etmiş olursunuz.
Lavabonuzda yıkanması gereken ancak yıkamayı ertelediğiniz bulaşıklar var. Kalkın ve yıkayın. Tembelliğinizin sizi ele geçirmesine izin vermeyin. Bu yolla iradenizi geliştireceğinize inanıyorsanız ve iradenin hayatınızdaki önemine ikna olduysanız, yapmak zorunda olduğunuz şey her ne olursa olsun, gerçekleştirmek kolaylaşacaktır.
İşten eve çok yorgun geldiniz ve televizyonun karşısındaki rahat kanepenize oturdunuz. Duş almanız gerekiyor ama üşeniyorsunuz. Oturma arzunuza boyun eğmeyin ve gidip duş alın. Sonrasında hem içinizin hem de bedeninizin ne kadar rahatladığını göreceksiniz.
Egzersiz yapmanız gerektiğini biliyorsunuz ama bunun yerine abur cubur yiyerek boş boş oturuyorsunuz ya da film seyrediyorsunuz. Kalkıp yürüyün, koşun ya da başka egzersizler yapın.
Şekerli kahve seviyor musunuz? Bütün bir hafta boyunca kahvenizi şekersiz içmeye çalışın. Haftada üç fincan kahve mi içiyorsunuz? İki fincana indirin...
Tembelliğinizin üstesinden gelin. Yapılan şeyin önemine kendinizi inandırın. Eyleme geçeceğiniz zaman tembellik, gönülsüzlük ve anlamsız iç direnç yerine iç güç kazanacağınıza zihninizi ikna edin.
Bazen önemsiz bir şeyi söylemek istersiniz. Dilinizi tutun ve söylemeyin.
Yapmayı isteseniz dahi önemsiz dedikodulara kulak vermeyin, dedikodu içerikli gazete ve dergileri okumayın.
Çok sevdiğiniz ve adeta bağımlısı olduğunuz sağlıksız yiyeceklerden uzak durmaya ya da azaltmaya çalışın.
Kendinizi önemsiz, gereksiz ve olumsuz şeyler düşünürken yakalarsanız, bunların lüzumsuzluğunu aklınıza getirerek söz konusu düşünceleri zihninizden uzaklaştırın.
Asla bu egzersizleri yapamayacağınızı söylemeyin ve inatçı olun. Bu egzersizleri yapmanın önemini, kazanacağınız gücü düşünerek kendinizi motive edin. Başlangıçta fazla egzersiz yapmak hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir. Kolay egzersizlerle başlayıp egzersizlerin sayısını ve zorluğunu adım adım arttırmak daha iyidir. Pratik yapmak gücünüzü ve öz-güveninizi artıracaktır.
Egzersizleri Uygularken...
Çoğu Egzersiz Herhangi Bir Yerde Herhangi Bir Zaman Yapılabilir. Egzersizler için özel bir zaman dilimi ayırmak zorunda değilsiniz. Günlük yaşam içinde her zaman pratik yapmanızı ve iradenizi test etmenizi sağlayacak olaylarla karşılaşacaksınız zaten.
Egzersiz yapmak adına bazı alışkanlıklarınızı bıraktıysanız ve eğer bunlar faydalı alışkanlıklarsa onlara geri dönebilirsiniz. Örneğin portakal suyu içmeyi seviyorsunuz ve egzersiz yapmak adına portakal suyu içmeyi bıraktınız. Bir süre sonra bunun hayatınızda büyük bir pozitif fark yaratmadığını fark ettiniz. Eğer hâlâ portakal suyu seviyorsanız tekrar içmeye başlayın. Hedefimiz iç gücü geliştirmek, hayatı zorlaştırmak değil.


Güçlü Bir İrade ve Öz-Disipline Sahip Olmanın Avantajları:
-Düşüncelerinize emretmek ve zihninizin patronu olmak.
-Alışkanlıklarınızı yönlendirmek, böylece konsantrasyonunuzu artırmak.
-Hedeflediklerinizi ve hayal ettiklerinizi yaşama geçirerek iç huzuru ve öz-güveni yakalamak.
-Dış etkenlerin üzerinizdeki negatif etkilerini azaltmak.
-Kişisel ve ruhsal gelişiminizi gerçekleştirmek.
-Günlük hayatınızı kontrol edebilmek, istemediğiniz alışkanlık ve davranışları terk etmek.
-Tembellikten yakanızı kurtararak daha istekli, daha çalışkan bir ruh yapısına kavuşmak.



Yazar: Remez Sason Çeviri: Selvihan Kurt
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 27 May 2014, 11:03
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Duygusal Zeka Nedir?

Duygusal Zeka Nedir


(EQ EMATİONAL QUOTİENT)


Duygusal zekayı; Peter Saovey ve John Mayer; “Bir kişinin kendi ya da başkalarının hislerini ve duygularını yansıtabilme, onları ayırt edebilme ve kişinin düşüncesi ve eyleminde bu bilginin kullanılması”,

Dr. Reuven Bar-On; “bir kişinin çevresel baskılarla ve isteklerle başa çıkmak için başarılı olma yetisinde; duygusal, kişisel ve sosyal yeteneklerin bütünü”,

Daniel Goleman; “kişinin kendi duygularını anlaması, başkalarının duygularına empati beslemesi, duygularını yaşamı zenginleştirecek biçimde düzenleyebilmesi yetisi” olarak tanımlamışlardır. Tanımlardan da anlaşıldığı gibi duygusal zeka insan ilişkilerimizi kolaylaştıran, sosyalleşmemizi hızlandıran bir faktördür.

Goleman a göre EQ insanların huzurlu, mutlu iletişimi güçlü bir yaşam sürdürebilmesini sağladığı için IQ dan daha önemlidir. Ona göre; insanların duygularını doğru yerde doğru bir şekilde kullanması yaşamlarını olumlu yönde geliştirmektedir.

Gerek iş yaşamında gerekse özel yaşamda başarılı ve mutlu olmak, insanların duygusal zeka becerilerine bağlıdır. Duygusal zeka ile insanların ortak duyguları, iletişim becerileri, insanlık anlayışları, incelik, zerafet, kibarlık, nezaket vs. gibi yetenekleri tanımlanmakta. Ve sahip olduğumuz duygusal zeka düzeyimiz, kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi doğrudan etkilemekte, bir başka deyişle duygusal zeka; bir kişinin duygularını eğitebilmesi ve duygusal anlamda kazanımlarını, kendini en iyi biçimde yönlendirebilecek ve başarıya götürebilecek zeka gelişimi olarak da yorumlanabilir

Duygusal zekaya sahip bireyler kendini tanıyan, duygularını düzgün ifade edebilen, özgüveni yüksek, üretken düşünebilen, zorluklarla baş edebilen olumlu düşünme becerilerine sahip kişilerdir. Ayrıca etkili dinleyebilir, sorun çözebilir ve insanlarla doğru iletişim kurabilirler.

Kendi duygularını iyi tanır, onları kontrol edebilir, başkalarının duygularını anlayabilir ve bunları ustalıkla idare edebilir ve bu kazanımlar sayesinde hayatlarını gerek özel gerekse mesleki alanlarında daha avantajlı bir konuma gelirler. Başarısızlık, stresle baş edebilme, doğru sosyal ilişkiler geliştirebilme ve sosyal sorumluluk göstermede daha başarılı olurlar. Karşısındaki ile empati kurabilme, duygu ve düşüncelerini tahlil ederek ona göre davranış geliştirme becerileri duygusal zekanın sonuçlarıdır.

Duygusal Zekanın 5 temel ilkesi

Öz-bilinç: Kişinin kendisinin tanıması, duygularını tanımlayabilmesi ve onların farkında olmasıdır. Kişinin duygularının farkında olması kendini anlayabilmesinin temel ilkesidir. Diğer duygusal zeka ilkelerinin gelişebilmesi için kişinin gelişmiş öz-bilince sahip olması gerekmektedir. Düşük öz-bilince sahip kişiler kendi içlerinde duygusal bir kafese hapsedilmiş gibidirler.

Duyguları yönetebilme: Duygularla başa çıkabilme yetisi bireyin kendini avutabilmesi, endişe, gerginlik gibi olumsuz düşünceyle baş edebilmesi demektir. Duygularını yönetebilen birey hayatın kötü sürprizleri ve olumsuzluklarıyla çok daha kolay başa çıkabilirken, yönetemeyen bireyler sürekli strese maruz kalırlar.

Kişisel motivasyon: Duygularınızı yaratıcı olabilecek ve hedeflerinize ulaşabilecek şekilde yönlendirebilme, yönetebilme becerisidir. Duygusal kontrol, hazzı erteleyebilme ve atılımcılık ruhunu koruma kişinin kişisel motivasyonu için çok önemlidir.

Empati: Kişinin kendini başkalarının yerine koyabilme becerisi olarak tanımlanabilir. Bilimsel olarak empati ses tonundaki ve yüz ifadelerindeki sözel olmayan mesajları okuyabilme, diğerlerinin duygularını algılayabilmedir. Empatik kişiler öğretmenlik, satış, yönetim gibi sosyal becerileri ve iletişimi gerektiren mesleklerde daha başarılı olurlar.

Sosyal Beceriler: Çevrenizdekilerin duygularını yönetebilme sanatıdır. Kişisel yönetim, ve empati gibi diğer temel duygusal yetilerin iyi kullanımını gerektirir. Bu tür beceriler popülerlik, liderlik, kişiler arası etkinlik için vazgeçilmezdirler.



Duygusal zeka ile ilgilenen bir çok bilim adamına göre EQ ,IQ dan daha önemlidir. Çünkü duygusal anlamda gelişmemiş bireyler önemli mesleki donanımlara sahip olsalar da iyi ve doğru ilişkiler kuramadıkları için mutsuz ve çevresince sevilmeyen bireyler olurlar.

Çocukluk yıllarında oluşan duygusal zekayı şekillendiren en büyük faktör anne baba tutumlarıdır. Doğru duygusal davranışların sergilendiği ortamlarda yetişen çocukların kazandıkları duygusal beceriler onların yaşamlarını kolay ve mutlu geçirmelerini sağlayacaktır. Anne-babaların çocuklarını dinlemeleri, önemli olduklarını hissettirmeleri ve birey olduklarını unutmadan onları yönlendirmeleri çocukların duygusal bilinci kazanmalarındaki önemli tutumlardır.

Çocuklarımıza kazandıracağımız duygusal beceriler sayesinde hayatta daha mutlu ve daha üretken olurlar. Çocukluk dönemlerinde bu kazanımları edinemeyen bireyler duygularını kontrol edemeyen, kendilerini ve kişiliklerini tanımayan, sağlıklı sosyal ilişkiler kuramayan, sorun çözmekte güçlük çeken bireyler olurlar.

Çoğumuzun sosyal zekaya sahip olması demek onun günlük hayatta aile bireyleri iş arkadaşları ile iyi anlaşabilmeleri, yaşadıkları sorunlara doğru ve çabuk çözüm üretebilmelerini sağlamaktadır. Duygusal zekaya sahip bireyler insanları olduğu gibi kabul edip onları dinleyip anladıkları için sevilirler ve arkadaşlık ilişkileri daha güçlü olur. Kendileriyle barışık mutlu olurlar.

Teknolojinin hızla hayatımızı kontrol altına aldığı, insan ilişkilerinin giderek azaldığı günümüzde duygusal zekası gelişmiş bir birey yetiştirmek çocuğumuza vereceğimiz en büyük miras olacaktır.
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 27 May 2014, 11:08
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Duygular ve Performans: Duygusal Zeka

Duygular ve Performans: Duygusal Zeka

Performans psikolojisi alanında çalışan uzmanların ortaklaştığı önemli noktalardan biri de şu şekilde: iş yaşamında, sporda ya da sanatta performans sergileyen kişilerin duygusal zeka konusunu da önemsemeleri ve bu konuda kendilerini geliştirmeleri gerekmekte.

Üst düzey performans sergileyen kişilerin temel ortak noktalarından biri, performans durumlarında (performansın öncesinde, sırasında ve sonrasında)duygularını kontrol edebilme ve birlikte çalıştıkları kişilerin duygusal durumlarını anlayabilme becerisidir. Diğer tüm beceriler gibi,
bunlar da öğrenilebilen becerilerdir.

Duyguları kontrol etme becerisinin olmadığı durumlarda, performans sırasında yaşanan duygu olumlu da olsa olumsuz da olsa, yaşanan duygular dört önemli faktörü etkilemektedir.
1- Dikkat
2- Odaklanma
3- Algı
4- Zaman Yönetimi

Üst düzey performans sergileyebilmek için mutlak iyi yönetilmesi gereken bu dört ana faktörün hasar almaması için bireyin duygu kontrolünü hem kendisi hem de birlikte yakın çalıştığı ekibi için sağlayabilir olması önemlidir.

Olumlu ya da olumsuz yoğun duygulanımlar, performans sırasında zihnin başka bir yerde olmasına, dolayısıyla eksik bir zihinsel hazırlık içinde olunmasına neden olacaktır. Kişi dikkatini performans görevine vermekte, ana odaklanmakta güçlük çekecek ve yoğun zihinsel hareketlilik nedeniyle algısı zayıflayacak ve zamanı performans ihtiyaçlarına göre yönetmekte zorluk yaşayacaktır.

Peki duygusal kontrolü ele geçirmek için neler yapılmalı? Duygusal zekanın göstergeleri neler?

Farkındalık: Duygusal zekası yüksek olan kişilerin, kendileri ile ilgili farkındalıkları fazladır. Ne hissettiklerini anlar, an içindeki duygularının farkında olmaları sayesinde, duyguların kendilerini yönetmesine izin vermiyor olurlar. Duyguların kontrolsüz olarak ortaya çıkmasına izin vermediklerinden kendilerine güvenleri de genel olarak daha yüksektir.

Özdenetim: Duyguları ve dürtüleri kontrol edebilme becerisi, kişilerin çok kızgın ya da çok kıskanç davranmalarını önlemektedir. Özdenetim becerisi, performans sırasında da dürtüsel davranarak dikkatsizce karar verilmesine de engel olunmasını sağlayan bir beceridir.

Empati: Duygusal zekanın en temel özelliklerinden biri olan empati özelliği, kişinin çevresindekilerin isteklerini, ihtiyaçlarını, duygularını ve düşüncelerini tanımlayabilme ve anlayabilme becerisidir. Empati düzeyi yüksek olan kişiler ilişki yönetiminde başarılı olan kişilerdir. Tek başına bu özellik diğer insanlarla ilişkilerin de önem taşıdığı performans koşullarında kritik bir önem taşımaktadır.

Motivasyon: Duygusal zekası yüksek olan kişiler sıklıkla yapacakları işe, göreve daha motivedirler. Zorlukları seven, üretken ve yaptıkları işlerde etkin olma özelliğine sahiptirler.

Sosyal Beceriler: Duygusal zekanın göstergelerinden biri de, duyguları tanımlama, diğerlerini anlama ve duyguları yönetme becerilerinin sonuçlarından biri de sayılabilecek olumlu sosyal becerilerdir. Sosyal becerileri güçlü olan kişiler, takım liderliğinde son derece başarılıdırlar. Kendi başarılarına odaklanmaktan çok ekip başarısına önem verme eğilimi gösterdiğinden, duygusal zekanın bu bölümü özellikle takım sporlarında, oyunculukta, iş yaşamında performans gösteren kişilerin performansı için önemli bir belirleyicidir.

Neler yapılabilir?

Başta da belirttiğim gibi, tüm diğer beceriler gibi, duygusal zeka da öğrenilebilir, geliştirilebilir ve edinilebilir bir beceridir. Bunun için öncelikle duygular ve duyguların kontrolü açısından ne durumda olduğunuzu incelemeniz ve bu konuda bir miktar çalışmanız yeterli olacaktır.

Kendinizi izleyin: Herhangi bir konuda karar alma süreciniz nasıl işliyor? Tüm koşulları değerlendirip öyle mi karar veriyorsunuz, yoksa duygularınızın erken karar almanıza neden olmasına izin mi veriyorsunuz?

Değerlendirme yapın: Zayıf noktalarınız neler? Hassas olduğunuz noktalarınıza, yumuşak karınlarınıza bakın. Sadece kendinize dürüstçe bakmak bile, yaşamınızda pek çok şeyi değiştirecek, pek çok su yüzüne çıkarılmayan duygu ile karşılaşmanızı sağlayarak duygusal yoğunluğunuzu azaltacaktır.

Stresli durumlarda nasıl davrandığınızı inceleyin: Bir şeyler istediğiniz gibi olmadığında, yolunda gitmediğinde ne hissediyorsunuz? Değişim dönemlerine ne kadar adapte olabiliyorsunuz? Zorlu durumlarda sakin kalabilme ve kontrolü yitirmeme becerisini geliştirmeye çalışın.

Davranışlarınızın sorumluluğunu alın: Herhangi bir olumsuz davranışınız olduğunda kaçınma ya da görmezden gelme tepkileri vermek yerine, durumu değerlendirerek kendi ayınıza düşen sorumluluğu aldığınızdan emin olun.

Harekete geçmeden önce ayrıntılı bir değerlendirme yapın: Davranışlarınızın sonuçlarının diğerlerini nasıl etkileyebileceğini de değerlendirmeye alın. Kendinizi etkilenecek diğer insanların yerine koyun, neler hissedebileceklerini fark edin ve bunun ardından harekete geçin. Olası olumsuzluklarda ise, yardım etmek için neler yapabileceğinizi değerlendirdiğinizden emin olun.


alıntı: Filiz Kaya
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 31 May 2014, 22:02
Efkan Genç - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Efkan Genç Efkan Genç isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Psikolog
 
Üyelik tarihi: 13 July 2013
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.457
Efkan Genç is on a distinguished road
Standart Değişim ve Bilinçaltı

Değişim ve Bilinçaltı

“Bilinçaltı kontrol edilebilir devasa bir kütüphanedir, bilinçaltını kontrol edemeyen, onun kölesi olmaya mahkûmdur”
Alışkanlıklarınızdan bir veya daha fazlasını hiç değiştirmeye çalıştınız mı? Farklı bir yöntemle, daha yüksek bir hırsla, daha büyük bir motivasyonla denemenize karşın, her seferinde bir dirençle karşılaştınız mı? Bu sorulara vereceğiniz muhtemel cevap; Evet… olacaktır.

Peki nedir bu direnç?
Bilinçaltı! Alışkanlıklarımızın, otomatik karar eğilimlerimizin, bir diğer deyişle kişilik çerçevemizin temel dayanağı bilinçaltımızdır. Bilinçaltı doğası gereği, değişime direnç gösterme ile yükümlü, ana rahminden günümüze ona verdiğiniz veya verdirtdiğiniz olumlu ve olumsuz mesajların kombinasyonundan oluşan, kendinize ve dünyaya baktığınızda birer lens fonksiyonunu gören, size anlam kazandırmanızı sağlayan, devasa bir kütüphanedir.
Bizler bilinçaltımızın kölesi durumundayız. Onun inançları doğrultusunda karar verir, hareket ederiz. Bu gerçeğin farkındalığında olan insan sayısı maalesef çok azdır, zira bilinçaltının emirlerini, kendi özgür iradeleri zannetme yanılgısına kapılma eğilimi tercih edilesi daha kolay bir yaşam yöntemidir. Fakat daha fazla mutluluğu ve başarıyı getiren bir yöntem değildir.

Bilinçaltının Değişime Direnci
Çoğu zaman insanlar, iradelerinin güçsüzlüğü karşısında hayrete düşerler. Madem “bilinç” çok güçlü, peki neden başladığım sporu başarıyla sonuçlandırıp hedefim olan fit ve sağlıklı bir vücuda ulaşamadım, neden sigaranın zararlarını bilmeme rağmen sigarayı irademle bırakamıyorum, irademi kullanarak neden insanlar arasında daha rahat, daha sosyal olamıyorum… Bu soruları birçoğunuz bilinçlice olmasa da, zihninizde defalarca döndürdünüz, zira inanç çelişkileri tekrar düşünmemek üzere çoğu zaman bilinçaltının derinliklerine atılır.
Bu nedenle çoğu zaman insanlar çok basit hedefleri bile başaramamaktan yakınırlar. İradem ile neden sonuca ulaşamıyorum sorusu akla tekrar gelir. Her türlü alışkanlık değişikliği için bilinçaltında kalıplaşmış söylem kalıplarının da değişmesi, bir diğer deyişle bilinçaltının onayı ve işbirliği gerekmektedir. Söz konusu işlem sağlanmadığı sürece, bilincin yeni bir değişiklik yapma çabası, bilinçaltının inançları ile çelişerek, iradenin yenilgisi ile sonuçlanmaya mahkûmdur.

Zihnin temel işlerliğine dair kural: Gerçek ile Hayal çatıştığı zaman her zaman hayal galip gelir.
Bir diğer deyişle bilinçaltı ile bilinç (irade) çatıştığı zaman, iradenin yenilgisi kaçınılmazdır.
Diyetlerin çoğu orta ve uzun vadede hüsranla sonuçlanır; Sigarayı bırakma girişimleri genelde başarısızlıkla sonuçlanır; Yenildiği varsayılan soyalfobi tekrar nüks etme ile sonuçlanır.

Yukarıda saydığım bu değişimler neden şaşırtıcı bir şekilde zordur.
Çünkü insanlar değişimleri sadece iradeleri ile sağlamaya çalışırlar. İradelerinin meşrulaştırdığı kararları büyük bir heves, kararlılık ve motivasyonla uygulamaya çalışırlar, fakat bilinçaltında yatan ters inancın ve hayallerin ötesine geçemezler. Değişimler bu durumda kısa vadeli olmaya mahkûm kalırlar.
Diyet yapan bireyler, uzaklaştıkları o lezzetli algıladıkları yiyecek ve içeceklerin tatlarını hayal eder, terk ettikleri o lezzetlere bir gün ulaşacaklarının hayalini kurarlar.
Sigarayı bırakan birey, hala yemekten sonra veya kahvesi ile birlikte içtiği sigaranın kokusunu ve tadını hayal eder. Her yemekten sonra hayalinde sigarayı yakar.

Hayal her zaman iradeyi yener! Bu nedenle kalıcı değişimlerin sağlanmasının tek yolu, bilinçaltındaki söylem kalıplarının, hayallerin, öz inançların, hedef doğrultusunda değiştirilmesi veya alternatif pozitif inançların ağırlık kazanmasını bilinçaltı seviyesinde sağlamaktır. Bir diğer deyişle, bilinçaltının dilinde konuşmak, bireysel gelişim ve değişimin anahtarıdır.

Bilinçaltı Programlanabilir bir Arama Motorudur
Farklı bilinçaltı teknikleri kullanarak (hipnoz, yarı hipnoz, alfa frekansı, subliminal), irade saf dışı bırakılır ve bireyin lehine işlemesi gereken zihnin, bireyin aleyhine işlemesine neden olan, kalıplaşmış negatif bilinçaltı söylem şablonlarına alternatif pozitif söylemler, hayaller ve bilinçaltı inançları yerleştirilir.

Amaç bilinçaltındaki yerleşik olumsuz hayallerin tersi yönündeki hayalleri güçlendirmektir.
Bir diğer deyişle; bilinçaltı, iradenin hedeflerine uygun hale getirilerek; bilinç ve bilinçaltının iş birliği yapması sağlanır. Kalıcı değişimin anahtarının bilinçaltı olduğu açık ve nettir.
Bilinçaltındaki kalıplaşmış programları, eski plaklara benzetebiliriz, zira zihin gerçekleşen ve algılanan her şeyi arşivler. Söz konusu plakların, insan hayatı için fonksiyonları yadırganamaz. Nefes alıp verişimizi içinde bulunduğumuz duruma göre ayarlar (irade dışı), bazen aklımızdan geçirdiğimiz bir konu varken araba ile en az 1 km’yi otomatik bir şekilde gittiğimizi fark eder, kırmızı ışıkta bilinçaltı seviyesinde otomatik dururuz. Tabi başka plaklar da vardır!

“Zengin olmak kim, biz kim”
“Matematiği hiç anlayamam”
“Ben de kilolu birisiyim; ailemizde genetik”
“Babamın huylarını almışım”
“Şans bizde ne gezer”
“Çirkinim; benim gibiler hiç bir yere ulaşamaz”
Bilinçaltı olumsuz söylemler kalıpları tarafından işgal edilmiş (baskın ise), hayaller olumlu olamaz; hayaller olumlu olmadığı sürece irade ile olumlu bir bakış açısı sağlanamaz. Bu nedenle plakları; bilinçaltı düzeyinde bireyin hedefleri doğrultusunda revize etmek veya tekrardan programlamak gerekir.

Yazar: Gökhan Çınaroğlu
__________________
Analiz ve Yorumlarım
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 03 June 2014, 15:15
SentinelFX SentinelFX isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Site Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 September 2013
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 263
SentinelFX is on a distinguished road
Standart

Hocam döktürüyorsun maşaallah...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


.


Powered by vBulletin®
2008 © 2018 ForexForumTR Tüm Hakları Saklıdır.